17 Kasım 2021 Çarşamba

Khyrisa/Khrysa/Chrysa Yerleşimi / ÇANAKKALE / TROAS / Ayvacık – Babakale Köyü

Kyrisa’nın Yeri: Çanakkale İli, Ayvacık İlçesi, Babakale Mahallesi (Köyü) Göz Tepe mevkiindedir. Gülpınar- Babakale arası yolu üzerinde, sağa doğru deniz kıyısına ilk sapan yol sizi günümüzde Apollon sahili olarak isimlendiren, aslında Akliman kumsalına getirecektir. Denize baktığınız zaman sağ tarafta kalan dik yamaç Göz Tepedir. Göztepe adı genellikle gözetleyemeye uygun konumdaki tepeler için kullanılmaktadır. Khyrisa’nın kurulu olduğu tepe de bu tanıma tam olarak uymaktadır. Güneyde kalan diğer tepelik araziyse Kızılca Tepe olarak geçmektedir. Tepenin hemen arkasında inşa edilen yazlık sitelerin önünden geçen toprak yol sizi kolayca tepeye ulaştırır.

                                                           Göztepe'den Babakale yönü

Khyrisa Bilgileri: Antik kaynaklarda kentin adı Khyrisa olarak değil de, Khrysa veya Chrysa olarak anılmaktadır. Aynı isim Apollon Smintheion tapınağının bulunduğu yer için de belirtilmektedir. Bu yüzden kentin Gülpınar Apollon Smintheion Tapınağı ile alakalı bir yerleşim olduğu düşülmektedir.

Homeros’un İlyada Destanında kent anılmaktadır.  Sayın Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü kitabında konu birkaç kez geçmektedir. Bu bölümleri aktarıyorum:

“Troas bölgesine yaptığı bir çıkarmada Akhilleus Khryse kentinin Apollon rahibi Kryses'in kızı Khryseis’i tutsak olarak almış, getirmiştir.”

“Akha'ların Troya ovasındaki gemi ordugâhındayız. Tanrı Apollon'un rahibi Khryses gelir, Agamemnon'un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis'i geri ister. Agamemnon kızı vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna veba salar. Dokuz gün, dokuz gece ordu hastalıktan kırılır.”

“Tanrı da rahibinin dileğini yerine getirir ve Akha ordusuna korkunç bir veba salar. Bunun üzerine Agamemnon rahibin kızını babasına geri göndermeye karar verir, bir gemiyle Khryse kentine yollarlar. Bu kentin yeri bugüne dek bilinmiyordu, Smintheus Apollon'un adı da, nitelikleri de doğru dürüst açıklanamıyordu. Smintheus'un "fareleri kovan" tanrı olduğu sanılıyor, ama bu ek ad da gereğince açıklanamadığı gibi, İlyada'da bu kadar büyük bir tanrı olarak gösterilen Smintheus'un kim olduğu da kesinlikle bilinemiyordu. Bu sözlük dizilmeye başladıktan sonra Smintheus Apollon'un tapınağının ve Khryse şehrinin yerinin bulunması Anadolu din tarihi ve mitolojide çığır açacak bir olay diye nitelenebilir: Çanakkale'nin güneyinde, Gülpınar bucağının hemen altında Bahçeleriçi denilen mevkide Smintheus Apollon tapınağı ortaya çıktı. Bugün Baba burnu diye denize uzanan bir çıkıntının hemen arkasında eski Khryse kentinin bulunduğu anlaşılmaktadır.”

Göztepe'den Akliman

Göztepe'den Akliman

Göztepe'den Akliman
Azra Erhat’ın açıklamaları bugün Khryse/Khrysa’nın olası yeri ve bir liman yerleşimi olması gerektiğini İlyada’dan alıntıladığı söylenceyle izah etmektedir.

Strabon’da da Khrysa olarak geçen yerleşimden birkaç kez bahsedilir. Strabon’dan ayrıntılı olarak aktardığımız bilgilere göre iki Khrysa bulunmaktadır. Birincisi konumuz olan Khrysa, diğeri ise Thebe ovasına konumlandırılan Khryse’dir. Günümüzde Kaz Dağı eteklerinde orman içinde Kirse Alanı diye söz edilen bir mevki mevcuttur. Yeri kesin olarak bilinmese de antik kaynaklardan Khryse’nin yaklaşık olarak Akçay’da olduğu düşülmektedir.

13.1.47 Önceleri Tenedos'lulara ait kıta kısmında bulunduğu için Larisa ve Kolonai, her ikisi de Akhaion'a yakın olarak kabul edilirdi. Sonra, denize yüksekten bakan kayalık bir tepede kurulmuş olan şimdiki Khrysa'ya ve daha sonra Lekton'un aşağısında ona yakın olan Hamaksitos'a gelinir.

13.1.48 Bu Khrysa'da, Apollon Smintheus Tapınağı ve isminin etimolojisinin içerdiği sembol de bulunur, bundan tanrının heykelinin ayakları altındaki fareyi kastediyorum. [….]

Bu, daha yeni yazarların anlatımıdır. Fakat Homeros'la daha iyi uyuşan, bir zamanlar Khrysa ve Thebe Ovası'nda görülen izlerdir. Bunlardan yakında söz edeceğim. Smintheos ismi birçok yerlerde kullanılmıştır. Hamaksitos'un çevresindeki, Smintheion'dan ayrı olarak Sminthia denen iki yer daha vardır; ve diğerleri de Larisa çevresinde bulunur, ayrıca Parion topraklarında Sminthia denen bir yer olduğu gibi Rhodos'ta, Lindos'ta ve daha birçok yerde de vardır. Günümüzde Khrysa'lılar tapınağa Smintheion demektedirler. Buradan sonra Lekton'dan itibaren içe doğru çok büyük olmayan Halesion Ovası ve Hamaksitos yakınındaki Tragasaion Tuzlası gelir. Burada tuz doğal olarak mevsim rüzgârları nedeniyle donar.

13.1.61 Homeros Thebe'yi Eetion'un kenti olarak gösterir "Biz Thebe'ye Eetion'un kutsal kentine gittik". O, içinde Apollon Simintheus'un tapınağı bulunan Khrysa'nın da açıkça Eetion'a ait olduğunu söyler tabii şayet Khryseis Thebe'de tutsak edilmişse. Ozan şöyle demiştir: "Thebe'ye gittik, yağma ettik, aldık getirdik ve hepsini aralarında eşit olarak bölüştüler ve Khryseis'i Atreus'un oğluna ayırdılar…”

13.1.62 Adramyttion topraklarında Khrysa ve Killa vardır. Bugün dahi Thebe dolaylarında bir yerde, içinde Killa Apollon'unun tapınağı bulunan, Killa adında bir yer ve Ida Dağı'ndan çıkarak kentin içinden akan Killaios adında bir ırmak vardır. Bu yerler Antandros toprakları yakınındadır. Lesbos'taki Killaion adını bu Killaia'dan almıştır. Gargara'yla Antandros arasında bir de Killaiaos Dağı vardır. Kolonai'lı Daes, Killa'lı Apollon Tapınağı'nın ilk olarak Hellas'tan deniz yoluyla gelen Aiol'ler tarafından Kolonai'da yapıldığım söyler; keza bir Killa'lı Apollon Tapınağının Khrysa'da da yapıldığı söylenir. Bununla beraber, bunun Apollon Simintheus Tapınağı mı, yoksa ondan ayrı bir tapınak mı olduğu açıkça anlaşılamamaktadır.

13.1.63 Khrysa deniz kıyısında, limanı olan küçük bir kasabadır; yakınında ve yukarısında Thebe bulunur. Burada da Apollon Smintheus Tapınağı vardır; ve Khryseis buralıdır. Fakat bu yer şimdi tamamen terk edilmiş ve tapınak, Kilikia'lılar kısmen Pamphylia'ya ve kısmen de Hamaksitos'a sürüldükleri sırada, Hamaksitos'un yakınında bulunan şimdiki Khrysa'ya taşınmıştır. Eski tarihi daha az bilenler, bu Khrysa'da Khryses ve Khryseis'in yaşadığını ve Homeros'un bu yerden söz ettiğini söylerler; halbuki, burada liman yoktur ve üstelik Homeros "Ve derin limanın içine geldiklerinde" diye söyler; ve ikinci olarak, Homeros "Khryseis gemiden indi ve kurnaz Odysseus onu sunağa doğru götürdü ve sevgili babasının kollarına teslim etti" diyerek tapınağı kıyıda gösterir ise de, o kıyıda değildi. Homeros, her ne kadar onu yakınlaştırırsa da, Thebe'ye de yakın değildir. Homeros, Khryseis'in kesin olarak burada tutsak alındığını söyler. Gene, ne Aleksandreia'lıların topraklarında Killa diye adlandırılan bir yer, ne de Killa Apollon Tapınağı görülür, lâkin ozan ikisini birleştirir "Khrysa ve kutsal Killa'yı koruyan sen" diye söz eder. Fakat buranın Thebe Ovası'na yakın olduğu görülüyor.

13.1.65 Vaktiyle Lydia'lılara tâbi olan Adramyttion dolaylarındaki topraklar şimdi Mysia'lılara aittir; ve bugün Adramyttion'da Lydia'lı Kapısı adında bir kapı vardır; söylediklerine göre kent Lydia'lılar tarafından kurulmuştur. Komşu kent Astyra'nın Mysia'lılara ait olduğu söylenir. Bir zamanlar burası küçük bir kasabaydı ve burada kutsal bir alanda Astyrene Artemis'inin tapınağı vardır. Bu tapınakla birlikte, burada yapılan ayinleri de yakın komşuları olan Antandros'lular yönetirdi. Burası, eski Khrysa'dan yirmi stadion uzaklıktadır ki, buranın da tapınağı bir kutsal alandadır; Akhilleus'un tahkimatı da buradaydı. Daha içerlerde, elli stadion uzaklıkta şimdi terk edilmiş olan Thebe bulunur.

Tepeye doğru seramik kırıntıları

Göztepe'nin yüksek noktasında bir girinti

Devşirme malzemeler

Devşirme Malzemeler

Devşirme Malzemeler

Tepe noktasındaki malzemeler

Tepe noktasındaki malzemeler

Kentin devam ettiği arazi

Pliny ise Naturel History yapıtının 1.11 bölümünde; Aeolis Bölgesi kentlerini sayarken Aeolis ve Troas bölgelerini Lecton burnunun ayırdığını, Chrysa’nın ve ikinci Larissa’nın bugün olmadığını ancak Smintheus’un hala varlığını sürdürdüğünü belirtir. Bu bilgiler aslında yüzey araştırmalarında tespit edilen, MS.1 yüzyıldan sonra kesilen seramik parçalarıyla uyumludur.

Sitin sadece yüzey araştırmalarıyla incelenebildiğini belirtelim. Ancak çıkılan tepe noktasında Helenistik ve Roma dönemi seramiklerinin haricinde dikkate değer bir yapı kalıntısı izine rastlamadığımızı söyleyelim. Tepeye tırmanırken, toprak yolun bazı kısımlarında yer döşemesi taşlar ve kenarda duvar örgüsü olduğunu düşündüğümüz yöresel taşların kullanıldığı izler görülmüştür. Asıl yerleşimin tepenin kuzey- kuzeybatı yönünde kalan eğimli arazide olduğunu düşünmüştüm. Nitekim yerleşim hakkında araştırmalar yapan Sayın Musa Tombul tam da işaret ettiğim alanın kentin asıl yerleşim yeri olduğunu belirtmektedir. Ancak biz bu alana yoğun çalı çırpı ve vakitsizlik sebebiyle giremedik. Ancak tepenin üst kısmını dolaşıp, buradaki moloz yığıntılarını ve seramik parçalarına göz atabildik sadece. Bu yerleşimi ziyaret etek isteyenler için kayda değer bir yapı kalıntısı olmadığını şimdiden söyleyelim. Ancak fotoğraflardan da göreceğiniz üzere çok güzel bir manzaraya sahip bir tepe…

Sayın Musa Tombul, yerleşimin yaklaşık olarak 50 dönümlük bir araziye yayıldığını söylüyor. Yerleşimin kuzey yönünün teraslar halinde denize kadar ulaştığını, çalılıklar arasında bina temellerinin izlerinin seçildiğini belirtip, seramik kırıntılarının MÖ.7. yüzyıl ile MS. 1. yüzyıl arasına tarihlemektedir. Bu da kentin iskânı hakkında bize bilgiler vermektedir.

Apollon Smintheion’a yaklaşık 3 km uzaklıktaki yerleşim, adının da benzerliğiyle buranın Gülpınar ile bağlantılı bir liman olduğunu düşündürmektedir. Sayın M. Tombul, Homeros’un İlyada Destanı’nda adı geçen Apollon Tapınağının ünlü rahibi Khyrises’in kente adını verdiğini belirtmektedir. Yine antik kaynaklara göre kentte Smintheus kültünün ve tapınağının bulunduğu belirtilmektedir. Kentin kuzeyinden denize kavuşan Değirmendere’nin veya Aklimandere’nin kentin su ihtiyacını karşıladığını ve küçük gemiler için liman işlevini gördüğünü düşünebiliriz. Çıkarılan SİT kayıtlarına göre kenti derenin diğer tarafına geçerek devam ettiği tespit edilmiştir.

Duvar bakiyeleri

Duvar bakiyeleri


Duvar bakiyeleri

Kentin devam ettiği kuzey bölümü

Göztepe'ye çıkan yoldan Gülpınar yönüne bakış

Göztepe'ye çıkan patika
1990 yılında Edirne Koruma Kurulu tarafından yapılan çalışmalarla yerleşim 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenmiştir. 2018 yılında ise Çanakkale Koruma Kurulu kararıyla alanın bazı bölümleri yeniden değerlendirilerek 1. ve 3. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak yeniden tescillenmiştir. Tescil ismi Göztepe Höyük (Khrysa) olarak yapılmıştır. Son çalışmada Khrysa’nın 70 dönümlük bir araziye yayıldığı tescillenmiştir.

Khrysa’nın son tescilinde Apollon Smintheion Tapınağını kazan ve Troas bölgesinde ekipleriyle birlikte çok değerli çalışmalara imza atan Coşkun Özgünel hocamızın tespitlerine yer verilmiştir. Bu tespitler sitin açıklanmasıyla ilgili son noktadır ve bence olası lokasyon problemlerine son vermektedir. Bu bölümü aynen aktarıyorum:

Çanakkale İli, Ayvacık İlçesi, Babakale Köyü sınırları içerisinde yer alan Khrysa Antik Kenti (Göztepe Höyüğü) halk arasında Göztepe olarak bilinen, denizden yüksekliği 25 metre olan tepe üzerine kurulmuştur. Prof. Dr. Ahmet Coşkun Özgünel’in Apollon Smintheus’un izinde isimli kitabında Khrysa Antik Kentinden:

“...Apollon Smintheus Kutsal Alanının yaklaşık 3.5 km batısında, Beşiktepe’nin 2 km güneyinde Ege Denizi kıyısında Göztepe üzerindeki yerleşim alanı, Khrysa Kenti olarak lokalize edilmektedir. Yerleşim alanının hemen güneyinde Akliman Koyu, kuzeydoğu bitişiğinde de Akliman Deresi, batısında ve kuzeyinde Ege Denizi yer almaktadır. Khrysa Antik Kenti’nin üzerinde kurulduğu Göztepe, antik yazarların da belirttiği gibi, denizden 60 metre yüksek bir kayalık üzerine, batıya ve kuzeye (denize) doğru hafif eğimli yaklaşık 70.000 m²’lik bir alan üzerine kurulmuştur. Yerleşim alanı konumundan dolayı savunmaya oldukça elverişlidir. Yerleşim alanında yaptığımız incelemelerde ayakta herhangi bir mimari kalıntı bulunmamaktadır. Fakat oldukça dik olan yamaçların kenarlarında ana kayanın düzleştirilerek sur duvarı yapılmış izlere ve duvar temel izlerine rastlanılmıştır. Yerleşimin üzerini kaplayan çalılıklar arasında duvar kalıntıları ve mimari kalıntılar görülmektedir. Ayrıca yoğun olarak İon kökenli M.Ö. 6. yy. özellikleri gösteren açık zeminli ve kahverengi bezeli seramik örneklerine, M.Ö. 4-3 yüzyıl özelliği gösteren kırmızı figür tekniğinde Attika seramik örneklerine ve Roma seramik örneklerine rastlanması, yerleşimin iskân edildiği süreç hakkında bilgi vermektedir.

Kent bir liman kenti özelliğinde olup, hemen güneyinde bulunan Akliman Koyu, Hamaksitos Antik Kenti’nin de limanı olarak kullandığını belirttiğimiz Külahlı Deresi’nin ağzı, kentin limanı olarak kullanılmış olmalıdır. Ayrıca yerleşimin hemen kuzey kenarında bulunan Akliman Deresi’nin ağzı da, bugün tıpkı Külahlı ayağı Deresi’nin ağzı gibi alüvyonlarla dolmuş olmasına rağmen, kentin var olduğu zamanda küçük teknelerin barınabileceği küçük boyutlu bir liman konumunda olmalıydı. Kutsal alanın antik dünyadaki öneminden dolayı Khrysa Kenti kutsal alandaki yönetimi ve güvenliği sağlayan bir garnizon durumunda olmalıydı. Ayrıca tapınım amacıyla deniz yolu ile gelen ziyaretçilerin denizden giriş kapısı durumundaydı. Göztepe ile Smintheion arasında yapılan topografik incelemelerde, deniz yolu ile Khrysa ’ya gelen ziyaretçilerin, Khrysa’nın güneyinde bulunan Akliman ya da şimdi tamamen alüvyonlarla dolmuş durumda olan, Külahlı Ayağı veya Akliman Deresi ağzında bulunan limana demirledikten sonra Khrysa kentinde toplanarak, burada Kutsal alandaki programa göre plan yapılarak, Pirenlitepe’nin doğu eteğinden Külahlı Ayağına gelinerek buradan Külahlı Ayağı Vadisi takip edilerek, kutsal alanın batısında bulunan nekropol alanından, kutsal alanda bulunan tören yolu ile kutsal alana ulaşmalarıydı. ”

Kaynak: Musa Tombul, Çanakkale Kültür Envanteri,  T.C. Çanakkale Valiliği, İstanbul, 2015. / Davut Kaplan, Smintheion-Aleksandreia Troas Yolu, Ne İçindi?, Anadolu, Sayı:42, 2016. / Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası, Çev: Prof.Dr. Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2000. / Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1996. / www.korumakurullari.ktb.gov.tr    

Taylan Köken, Kasım 2021

17 Eylül 2020 Perşembe

Çaltılıçukur Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Çaltılıçukur Mahallesi

Çaltılıçukur’un Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 34 km uzaklıkta olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.


Bölgede benzerleri bolca görülen
Roma Dönemi bakiyeleri

Kalıntı Bilgileri:  Çaltı, çalı, çalılık yer anlamındadır. Çaltılıçukur’da, köyün kuzeydoğusunda, “Gavuryeri” denilen mevkide yerleşim kalıntıları görülmektedir.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Köy, Akseki-Gündoğmuş sınırında yer almakta ve Akseki’nin doğu yönündeki son köy olan Pınarbaşı (Manavlu/Minval) ile komşudur. Köy çevresindeki Gavuryeri ve Asar Tepe Mevkilerinde önemli bir antik kentin mimari yapıları büyük oranda tahrip edilmiş durumdadır. Bu kalıntılardan özellikle küçük bir kilisenin apsisi nispeten korunabilmiştir. Köy mezarlığı içerisinde daha önce kaynaklara geçen 1.17x0.72x0.47 m ölçülerindeki yazıtlı bir blok dikkati çekmektedir. Çaltılı Çukur, Sarınçönü Mevkiinde ise iki ayrı sarnıç korunmuş olarak günümüze gelebilmiştir. Sarnıçların yakın çevresinde antik yapılara ait duvar kalıntıları yer almaktadır.(1)

Çaltılıçukur kalıntılarıyla ilgili diğer bir detaylı araştırma İlkçağ’da Akseki Bölgesi isimli çalışmalarında Sayın Mustafa Adak hocamız ve yardımcıları tarafından verilmektedir. Ekibin bu buluntularla ilgili yorumlarını direk aktarıyorum:  

            Gündoğmuş İlçesi, Karadere Mahallesi yakınlarında yüksek bir tepenin üzerine kurulu Kasai kentinin egemenlik sahası, batıda en azından Güzelsu ve Çaltılıçukur civarına kadar uzanmaktadır. Bu nedenle Kasai’ın Roma Dönemi’nde, Akseki’ye bağlı topraklarda hak sahibi olan dördüncü kent olduğunu söyleyebiliriz. Çaltılıçukur Mahallesinin kuzeydoğusunda yer alan ve büyük bir kome (köy) niteliği taşıyan Asar Tepe’den modern yerleşim alanına kadar yuvarlanmış olması gereken ve bugün mahalle mezarlığının duvarında devşirme malzeme olarak kullanılan bir heykel kaidesi üzerindeki kitabe, Kasai kentinin İ.S. 3. yy’ın ortalarında kendi vatandaşı Caelianus Memnon’u onurlandırdığını belgelemektedir. Adı geçen şahıs kentin eşraf tabakasına mensup olmakla birlikte, genç yaşta, dolayısıyla memleketinin kendisinden beklediği hayırları gerçekleştiremeden vefat etmiştir. Yine de kitabede babası hakkında verilen bilgiler bu ailenin kentin seçkinleri arasındaki ayırt edici konumunu açıkça ortaya koymaktadır.(2)

Kaynak: (1) Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları (2) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr. Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Taylan Köken

4 Eylül 2020 Cuma

Sinanhoca Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Sinanhoca Mahallesi

Sinanhoca’nın Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesine 33 km uzaklıktaki Sinanhoca (Köyü) Mahallesi yakınındaki kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  İvgal, İvgalu, Olgal isimleriyle de bilinen Sinanhoca köyünde kalıntılar olduğu belirtilmektedir. İvgal adının nereden geldiği hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Sinanhoca yerleşiminin(?) çevrede bulunan önemli antik kentlere göre çiftlik boyutunda kalan bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000

Taylan Köken

30 Ağustos 2020 Pazar

Güzelsu Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Güzelsu Mahallesi

Güzelsu’nun Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 30 km uzaklıkta, eski adı Sülles olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.

Bölgede Ele Geçen Yazıtlardan Biri

Kalıntı Bilgileri:  Şimdi Güzelsu olarak türetilmiş ismiyle varlığını sürdüren köy Osmanlı kayıtlarında Sülles, Silles, Sülhas, Devam-ı Gebr olarak geçmektedir. Bölgenin tarihi, kurulan kentlerin veya atılım yapan kentler incelendiği taktirde birçoğunun Roma Döneminde kurulduğu veya ilerleme sağladığı görülecektir. Bu yüzden Roma İmparatoru Sulla döneminde (MÖ.82-79) kentin kurulduğu veya gelişim gösterdiği düşünülebilir. Köyün arkasındaki ‘Hisar Dağı’nda ve Otluca - Haynalı boğazı arasındaki yerleşim kalıntıları vardır.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Eski adı Sülles olan Güzelsu Köyünde kayda değer antik yerleşim yoktur, fakat Haynalı (Otma Hoca/Otluca), Küçük Asar ve Gavurini Mevkilerinde yer yer duvar kalıntılarına rastlandığı köy halkından öğrenilmiştir. Dağlık bir yamaçta kurulu olan köy, Akseki-Antalya yolunun hemen solundaki Mahmutlar (Büros) Köyüne nazır bir konuma sahiptir. Sülles Köyünden Akseki yönüne doğru giderken yol üzerindeki Sadıklar (Gıravanda), Dikmen (Dedere), Dutluca (Gevles) ve Çanakpınar (Alavada) Köylerinden geçilir.(1)

Sülles kalıntılarıyla ilgili diğer bir detaylı araştırma İlkçağ’da Akseki Bölgesi isimli çalışmalarında Sayın Mustafa Adak hocamız ve yardımcıları tarafından verilmektedir. Sülles’de bulunan kalıntıların Gündoğmuş ilçesi, Karadere köyü yakınındaki yüksek tepe üzerinde bulunan Kasai Antik Kenti ile bağlantılı olduğunu belirtmektedir. Ekibin bu buluntularla ilgili yorumlarını direk aktarıyorum:   

            Güzelsu Mahallesi’nde bir bahçe duvarında kullanılmış başka bir yazıt fragmanında Kasai kentinin en üst idari mercileri Boule (Danışma Meclisi) ve Demos (Halk Meclisi) Aurelia Cassiana adında bir hanımefendiyi onurlandırırken, Güzelsu yakınlarında ana kayalar üzerinde tespit ettiğimiz üç adet sınır yazıtı, büyük ihtimalle Kasai’ın himayesinde olan ve isimleri A, G ve K harfleriyle başlayan üç kırsal yerleşimin sınırlarını belirlemektedir. Yine Güzelsu Mahallesi yakınlarında, Papaz Kayası olarak bilinen mevkiinde bulduğumuz bir yazıt fragmanı ise Cassii soyadını taşıyan, ama ön adları yazıtta korunmamış olan bir beyle eşinin büyük ihtimalle bir tapınak inşası için 3000 denarii bağışladıklarını kaydetmektedir. Söz konusu yapıya ait ve son derece kaliteli bir işçilik gösteren sütun tamburu ve kaideleriyle arşitrav ve lento bloklarını geniş bir alana yayılmış olarak görmek mümkündür. Aynı bölgede yükselen ve mevkiiye adını veren kaya kütlesinin kuzey yüzeyindeki iki adet yazıtın, tapınak olduğunu düşündüğümüz yapının ziyaretçileri tarafından kazındığını tahmin etmekteyiz. Bunlardan ilki Tykhe adında bir hanımın eşi için yazdırdığı dokunaklı bir hitabı içermektedir: “Ey Rufus, senden önce de senden sonra da başka biri olmadı”. İkinci yazıtsa Modestus ve Celer adlarında iki beye ait duvar yazısıdır. Görüldüğü üzere ikisi de resmi bir içerik taşımayan bu yazıtlar mümkün olduğunca çok okuyucuya ulaşma amacıyla buraya kazınmış gözükmektedir. Bu varsayımımız doğruysa tapınağın bir hayli ziyaretçisi olduğunu da söyleyebiliriz.(2)

Kaynak: (1) Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları (2) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr. Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Taylan Köken

22 Ağustos 2020 Cumartesi

Geriş Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Geriş Mahallesi

Geriş Kalıntılarının Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesine 20 km uzaklıktaki Geriş (Köyü) Mahallesinin yakınında bulunan kalıntılardır.

Geriş Kervan Yolu

Geriş Bilgileri: Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

Akseki-Murtiçi yol unun sağındaki yamaçlarda kurulu olan Geriş Köyü’nün Çataltaş Mevkiinde bir kayakabartması görülmüştür. Köyün güneyindeki patika yoldan geçilerek ulaşılan bahçelik bir alanda küçük ve sivri bir kayanın kuzey-batı yüzüne yapılan kabartma bir kadın ve bir erkekten oluşan iki büst şeklindedir. Kabartmaların üst bölümü düzleştirilmiştir. Çevrede olasılıkla bir kale yerleşmesine ait duvar kalıntıları sağlam ve yıkılmış olarak yer yer takip edilebilmektedir.

Kaynak: Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları

Fotoğraf için Murşidin Demirtaş’a teşekkür ederim. www.mursidindemirtas.com  

Taylan Köken

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Tityassos Antik Kenti / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Bademli Mahallesi

Tityassos Antik Kentinin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Bademli Mahallesi sınırlarında, Kızlarpenceresi Tepesi eteklerinde yayılmıştır.

Bademli Bilgileri: Akseki ilçesinin üst kısmında ve Beyşehir sınırında kalan bu köyün eski adı Bodamya’dır ve Nehir Yurdu anlamına gelmektedir.

Tityassos Antik Kenti

Tityassos Bilgileri:  Tityassos, Tityasos, Pityassos ve Tityassus isimleriyle anılmış olan antik kentin lokasyon problemi, ele geçen yazıtların epigrafik değerlendirmesiyle kanıtlanmıştır. Kentin yazıtlar haricinde basılan sikkeleri diğer bilgi kaynaklarımızdır. Tityassos kenti sikkeleri genellikle Roma dönemi sikkeleridir. Bu sikkelerin üzerindeki tapınak motifi Kybele’ye adanmış bir tapınak olarak değerlendiriliyor. Kentte yine saygınlık ve tapınım gören bir diğer tanrı ise Zeus’tur. 

Prof. Dr. Mustafa Adak ve ekininin Akseki ilçesinde yapmış olduğu araştırmaların küçük kitapçığı olan “İlkçağ’da Akseki Bölgesi” isimli çalışmadan Tityassos Antik Kenti bilgilerini aynen aktarıyorum:  

            Kotenna gibi Akseki ilçe sınırları içinde kalan ikinci büyük yerleşim ise bugün Bademli’nin sınırları içinde kalan Tityassos’tur. Bağımsız bir polis(şehir) statüsüne sahip olan Tityassos İ.Ö. 2. yy’ın sonlarında Efesli Artemidoros tarafından bir Pisidya kenti olarak tanımlanmaktadır. Kentin adı Strabon tarafından Pityassos olarak verilmiştir. Bazı bilim insanları, hakkında çok az şey bilinen Pisidce dilinde P harfinin zamanla T harfine dönüştüğünü varsaysa da orijinal eserin el kopyalarında zamanla oluşmuş bir yazım hatası bize daha makul görünmektedir. Hierokles tarafından Adada ve yeri henüz bilinmeyen Zorzela ile birlikle Pisidya’nın son kenti olarak listelenen Tityassos, İ.S. 2. yy’ın ilk yarısında yaklaşık yarım asır kadar sikke darp etmiştir. Ne var ki bu kentin konumu yakın geçmişe kadar belirsiz kalmıştır. Ünlü koleksiyoncu Hans von Aulock, kentin ismini taşıyan sikkeleri Eğirdir İlçesi civarında satın aldığı için Tityassos’un bu civarda aranmasını önermiştir. Aulock’tan önce William Ramsay 1902 yılında kentin yeri olarak Beyşehir Gölü’nün güneyinde yer alan İvrim Kalesi’ni önermiş, ancak bu öneri bilim çevrelerince kabul görmemiştir.

            Tityassos kentinin Bademli Mahallesi’nin kuzeybatısında Kızlarpenceresi Tepesi’nin yamaçlarında uzanan geniş ören yeri ile özdeş olduğu 1993 yılında yayımlanan bir kitabe aracılığıyla kesinlik kazanmıştır. Terence B. Mitford’un burada kopyaladığı üç onur yazıtının birinde “Tityassosluların halkı, tüm erdeminden ve halka göstermiş olduğu iyi niyetten dolayı Hippomakhos oğlu Setas’ı (bir heykelle) onurlandırdı” ifadesi yer almaktadır. Erken İmparatorluk Dönemi’nde dikilmiş olan bu heykel kaidesinin yanında duran diğer iki kaidede kentin adı verilmemiş olsa da, yazıtların “Polis (Kent), Filanca’yı onurlandırdı” ibaresi ile başlaması, kaidelerin bulunduğu yerin Tityassos olduğu düşüncesini destekler niteliktedir.

            Bademli Mahallesi’nin 1 km. batısında yükselen Kızlarpenceresi Tepesi tamamen surla çevrilmiş bir akropol niteliğindedir. Bu akropolün ortasında alt kısmı ana kayadan oyulmuş ve taş merdiveni iyi korunmuş olan iki katlı bir kule yer almaktadır. Akropolün güneyindeki sarp kayaya dört, doğu yamacına ise bir adet kaya mezarı işlenmiştir. Tepenin günümüzdeki adı bu kaya mezarlarından esinlenerek verilmiştir. Akropolün güney eteklerinde yer alan yerleşim yerindeki binalar toprak kayması sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. Ayakta duran bazı yapılar Hellenistik ve Roma dönemi özelliklerine sahiptir. Yerleşimde Bizans Dönemi’ne tarihlenebilecek yapıların bulunmaması dikkat çekicidir. Hâlbuki Tityas(s)os piskopos listelerinde Antiokheia’ya bağlı bir piskoposluk merkezi olarak İ.S. 12. yy’a kadar kaydedilmektedir. Ayrıca kentin piskoposlarından Stephanos’un 692 yılında Konstantinopolis; Petros’un ise 787 yılında Nikaia konsüllerinde kentlerini temsil ettikleri bilinmektedir.

            Kentin kuzeydoğusunda akropole doğru yükselen bir sur yapısı mevcuttur. Ayrıca yaklaşık 15 hektara yayılan yerleşim alanı burada azımsanmayacak büyüklükte bir kentin varlığını belgelemektedir. Ören yerinde en ilginç iki yapı kuzeydoğuda yüksek bir teras üzerinde bulunmaktadır. Batıdaki yapının bir tapınak, yarım daire görünümündeki diğerinin ise bir mezar anıtı (heroon) olduğunu düşünmekteyiz. Bu iki görkemli yapıdan birçok mimari parça yamaçtan aşağı yuvarlanmıştır. Aralarında çok sayıda yivli sütun (çap: 96 cm.), bir heykel kaidesi (ön yüzünde kalkan motifi) ile biri elips formunda kalkan motifi, diğeri ise kılıç, kalkan ve miğfer bezekleri taşıyan iki zafer anıtı (tropaion, ikincisinin ebatları: Yük. 78 cm., Gen. 64 cm., Der. 33 cm.) yer almaktadır. Mitford’un 1970 yılında kopyaladığı üç yazıt tapınağın doğusunda yer alan ve yarım daire formunda tasarlanmış bu yapıda durmaktaydı. Yazılı blokları yerinde bulamadığımız gibi, anıtın kendisi de büyük oranda tahrip edilmiş durumdadır.

            Sikkeler sayesinde Kybele’nin kentin baştanrıçası olduğunu anlamaktayız. Sikkelerde Anatanrıça Kybele dışında, sayıları çok daha az olmakla birlikte Zeus, Herakles, Hermes ve Tykhe de betimlenmiştir. Bu veriden hareketle kentte olasılıkla bu tanrıların da tapınım gördüğünü söyleyebiliriz. Anatanrıça sikkelerinin arka yüzlerinde cepheden verilmiş bir tapınağın duvarına tırmanan yılan betimlenmiş olup, tanrıçanın ismi tamlayan halinde MHTROS (Anatanrıça’nın) şeklinde verilmiştir. Sikkelerin ön yüzlerinde ise beklendiği şekilde genellikle imparator portresi yer almaktadır. Bazı sikkelerde ön yüz motifi olarak imparator portresi yerine bölgede yaygın olan yaban domuzu seçilmiş ve bunun etrafına da kent ismi TITYASS kısaltılmasıyla verilmiştir. Sikkelerin ön yüzünde kent isminin, arka yüzünde ise Anatanrıça’nın isminin belirtilmesi sikke basım masraflarının tapınak ve kent tarafından paylaşıldığına işaret etmektedir. François Rebuffat bu olgudan yola çıkarak kentin öneminin tapınaktan kaynaklandığını ileri sürmektedir.

            Yazıtlardan Tityassos sakinleri arasında başka kentlere maddi yardımda bulunacak kadar zengin vatandaşların bulunduğunu öğreniyoruz. Örneğin Sütçüler yakınındaki Adada kenti ile yakın ilişkisi bulunan Nestor oğlu Bion, maddi krizde bulunan kent sakinlerinin ricası üzerine Adadalılara faizsiz borç vermiş ve sonradan kentin durumuna üzülerek bu borcu bağışa dönüştürmüştür. Bu hayırseverliğinden dolayı Bion’u onurlandıran bir kitabe, Adada yakınlarındaki Taşkapı öreninde kısa bir süre önce bulunmuştur.

MS.100-200 Domuz Kafası. Tetrastyle Tapınak

MS.138-161 Antonınus Pius. Tetrastyle Tapınak


MS.138-161 Antonınus Pius. Zeus
MS.193-217 Septimius Severus. Kybele İki aslan
MS.202-205 Caracalla. Tetrastyle Tapınak
MS.202-211 Plautilla. Tetrastyle Tapınak
MS.209-211 Geta. Zeus

Tityassos Sikkeleri: Asia Minor Coins sitesinden incelediğim Tityassos sikkeleri, Roma dönemi sikkeleridir. En erken tarihli iki sikke MS.100-200 tarihlenmektedir. Bir tarafında domuz kafası, diğer taraftaysa Tetrastyle tapınak işlenmiştir.

Diğer sikkeler şu şekildedir. Antoninus Pius (MS.138-161) / Tetrastyle tapınak,  Antoninus Pius (MS.138-161) / Zeus, Septimius Severus (MS.193-217) / Kybele, Caracalla (MS.202-205) / Tetrastyle tapınak, Plautilla (MS.200-211) / Tetrastyle tapınak ve Geta (MS.209-211) / Zeus’tur.

Kaynak: Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi – www.asiaminorcoins.com  

 Atilla Durak Beye Tityassos fotoğrafı için teşekkür ederim.

Taylan Köken

14 Ağustos 2020 Cuma

Minareli Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Minareli Mahallesi

Minareli’nin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesine 23 km uzaklıktaki Minareli (Köyü) Mahallesi yakınındaki kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  Menerge olarak bilinen Minareli’nin 3 km uzağındaki Yerle kalıntıları içinde yazıtlı bloklar bulunduğu belirtilir.

Menerge adının nerden geldiği hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Minareli yerleşiminin(?) çevrede bulunan önemli antik kentlere göre çiftlik boyutunda kalan bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000

Taylan Köken

12 Ağustos 2020 Çarşamba

Kotenna Antik Kenti / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Menteşbey Mahallesi

Kotenna Kentinin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Menteşbey Köyü (Mahallesi) yakında bulunan Kaletepe üzerindeki kalıntılardır.

Kotenna ve Erymna kentlerinin
Menneas onuruna aldıkları ortak karar.
© Ümit Durak
Kotenna, Menteşbey Mahallesi.
© Ümit Durak

Kotenna Bilgileri:  Kentin adının nerden geldiği hakkında bir bilgi yoktur. Osmanlı döneminde Gödene olan yerleşim yeri Kotenna’nın evrilmiş halidir. Son olarak Menteşbey adıyla anılmaktadır. Gödene haliyle çok daha güzel bir ismi vardır. Gödene adının Goden Krallığından gelmiş olması savı bir hayli zorlamadır. Yapılan son çalışmalar ve epigrafik değerlendirmeler sonucunda Etenna, Kotenna ve Erymna kentlerinin halkının aynı olduğu ve Katenneis adını taşıdığı belgelenmiştir.

            Etenna, Kotenna ve Erymna gibi bilinen yerleşimleriyle başlangıçta Pisidia, İ.S. 4. yüzyıldan sonra da Lykaonia sınırlarında değerlendirilen Akseki bölgesinde, başlangıçta kendi başlarına yaşayan savaşçı, yerli kavimler varken bu toplulukların sonraları Roma egemenliğine girdiği ve Roma’ya vergi verdiği anlaşılmaktadır.  İ.S. 3. yüzyılda geçirdiği sarsıntılara, doğu Pisidya’da eşkıya huzursuzlukları eklenir.  İ.S. 284 - 305 yılları arasında başta olan İmparator Diokletian döneminde Pisidya tarihinde ilk kez bir eyalet haline getirildi. İ.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Bizans çağını yaşamaya başlayan Pisidya’da pek çok kentin varlığını sürdürdüğü, Kilise kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ancak bu bölgede yaşayan ve tümü ilkel ve kavgacı olarak bilinen Oroandlar, Homonadlar ve İsaurialılar Roma’ya hep sıkıntı vermiştir. Pamfilya Denizi’nden, Side’den kuzeye, Etenna ve Kotenna’dan geçen iki ayrı yolla Göller Bölgesi ve Konya’yla Orta Anadolu’ya geçit veren vadi bu konumuyla her çağda önemsenmiş ve yerleşimler kurmak için de seçilmiştir.

            Günümüz Gödene ilçesinde bulunan kalıntılar Strabon’da “Katenneis”, Hierokles’de “Kotana” olarak anılır. 431'de Efes’te ve 451’de Kalchedon’da yapılan konsiller toplantısına Kotenna’nın bir temsilcisi de katılmıştır. Yazıtlar Kotenna'nın bugünkü Gödene olduğunu kanıtlar. Antik yerleşimden taşınmış heykel, seramik ve figürinler yakın zamanlara kadar okulda korunmaktaymış. Köy evleri duvarlarında antik malzemeye bugün de sıkça rastlanmaktadır.

            Gödene ilçesinin batısında yükselen, tüm araziye egemen korunaklı bir tepede yerleşim izleri genellikle ana kaya tabanlardan izlenir. Ayakta kalanlar ise geç dönem sur duvarlarıdır. Ana kaya olabildiğince verimli biçimde kullanılmış, kalan kısımlar örülerek tamamlanmıştır. Yapılar çoğunlukla ana kaya tabanlarından tanımlanabilmektedir. Alt ve üst teraslar arasında ana kayaya açılmış basamaklar geçit vermektedir. Ana kayadan yararlanılıp basamaklı birçok katlılık oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Sokaklar gibi su akıntılarına karşı yapılan işçilikler de ortaktır. Evlerin arkalarından ana kayaya açılmış arklar yağmur sularını kanalize etmektedir. Kalıntılar arasında kült döşemeleri görülür. Tepenin doğusunda, sarp eğimin başlangıcında kısmen ayakta kalmış geç dönem sur duvarları izlenmektedir. Tepede geç dönem seramikleri bulunmuştur.(1)

Diğer bir çalışmada Kotenna Antik Kenti bilgileri şu şekilde:

            Kotenna şehrinin kalıntılarının da yer aldığı bugünkü Menteşbey Köyü, Ayıntıras, Kayabaşı, Tuzluk Koyak Mevkii ve Tarsus Dağları arasında kurulu modern bir yerleşimdir. Yer yer antik kalıntı izlerine rastlanan Tepe Dağı, Mallas ve Ambullas Mevkilerinden ziyade Kale Tepe olarak bilinen antik Kotenna şehri kalıntılarının yer aldığı güneydeki Melas (Manavgat) Çayı’na12 hâkim tepe kayda değer antik kalıntıları bünyesinde barındırmaktadır.

            Kale Tepe’nin güney yamaçlarında bir blok taş üzerinde kanatları açık bir kartal kabartması ile başka blok taş üzerindeki kalkan ve zırh betimi makiliklerle kaplı arazide terk edilmiş durumdadır. Kale Tepe’nin yine güney yamacında yazıtsız bir sunak dikkati çekmektedir. Sunağın hemen yanında yer alan 1.70x0.93x0.55 m ölçülerindeki iri bir blok üzerinde ise üç gruptan oluşan uzun bir yazıt yer almaktadır (Res. 3). Anıtsal bir yapıya ait olması gereken bloğun üst profili üzerinde tek satır, altında ise solda 12, sağda 16 satırdan oluşan iki ayrı yazıt grubu yer almaktadır13.

            Menteşbey (Gödene) Büyük Mezarlık içinde çok sayıda sütun gövde ve başlıkları yer almaktadır. Bunlardan bir grup ion başlığı musalla taşı olarak kullanılmıştır. Mezarlık içinde ise kadın büstü betimli bir sunak dikkati çekmektedir. Köy içindeki bir evin avlusunda korunan düzgün kesme taşlı uzun bir duvar ise buradaki anıtsal bir yapıya işaret etmektedir.(2)

Son çalışmamış ise Akseki Arkeolojisi hakkında ekipleriyle birlikte değerli çalışmalar yapan Mustafa Adak hoca ve yardımcılarının yayınladığı kitapçıktan olacak:

            Geniş Pisidya topraklarının güneydoğusunu Hellenistik ve Roma dönemlerinde Katenneis halkı iskân etmişti. Strabon bu dağ sakinlerinin batıda Selgeliler, doğuda ise Homonadlar ile komşu olduklarını belirtmekte, ayrıca Pisidyalılar’ın “büyük kısmı Torosların dağlık kısımlarında yaşamaktadır, ancak bazıları Pamfilya kentleri Side ve Aspendos’un kuzeyinde, zeytin ağaçlarının yetiştiği engebeli alanlarda otururlar. Bunların kuzeyindeki dağlık alanı Selgeliler’e ve Homonadlar’a komşu olan Katenneis halkı iskân etmiştir.” demektedir. Bu ve diğer bilgilerden yola çıkarak Katenneis halkının yaşam alanı olarak; Akseki İlçesi’nin güney kısmını, İbradı İlçesi’nin tümünü ve Manavgat İlçesi’nin kuzeydoğusunu gösterebiliriz. Kavimin adı Kotenna (eski ismi Gödene, bugün Menteşbey Mahallesi) kent ismine yansımıştır.

            Katenneis halkının diğer iki önemli merkezi Kotenna ve Erymna’nın erken dönemlerde belgelenmemiş olmaları bunların uzun süre Etenna’nın himayesinde kaldıklarını ve ancak Hellenistik Çağ’ın ilerleyen evresinde bağımsızlıklarına ulaştıklarını akla getirmektedir. Aralarında sadece 6 km. mesafe bulunan, ancak Melas Çayı’nın geçit vermeyen vadisi tarafından birbirinden ayrılan bu iki kent arasında yakın bir bağ mevcuttu. Nitekim Ormana’da bulunan ve Zeus Tastledeas rahibi Menneas’ın onurlandırılmasına dair her iki kentin almış oldukları müşterek karar, bunların ikisi bağımsız olmakla birlikte ortak hareket edebildiklerine dair güzel bir örnek sunmaktadır. Bununla birlikte, bağımsız olmalarına rağmen iki kent de tarihlerinin hiçbir evresinde sikke basmamış, Etenna ve diğer komşu kentlerin tedavüldeki sikkelerini kullanmakla yetinmişlerdir.

            Katenneis halkını temsil eden bu üç kentten sadece Kotenna günümüz Akseki ilçe sınırları içerisinde kalmaktadır. Yüksek bir tepe üzerinde kurulan kentte günümüzde ayakta fazla yapı kalmamıştır. Yamaçta yer alan konutlar heyelan sonucu büyük oranda kaybolmuştur. Aşağıda tanıtacağımız iki kitabe sayesinde tepedeki yerleşim alanında bir Artemis ve bir de Zeus Tapınağı’nın varlığını biliyoruz. Tepenin yamacında kısmen korunmuş bir yapının yıkıntıları arasında görülebilen büyük sütun parçaları ve oturma sıraları gibi mimari ögeler, söz konusu binanın resmi bir yapı olması gerektiğini göstermektedir. Tepenin köye bakan kuzey ve batı yamaçlarında Bizans Dönemi’ne ait sur izleri hala takip edilebilmektedir. Antik Dönem yerleşiminin, günümüzde Menteşbey’in kurulu olduğu düzlüğe kadar yayıldığı buradaki önemli yapı kalıntıları sayesinde tespit edilebilmektedir. Tepenin kuzeydoğusunda düzlük arazide bir köy evinin bahçesinde uzanan ve duvar örgüsü dört sıraya kadar korunan muazzam bir yapı kalıntısı, muhtemelen bir tapınağa ait olmalıdır. Benzer bir yapının blokları ise köy çıkışındaki modern mezarlıkta görülmektedir. Antik binalara ait sayısız yapı taşı tepeden indirilerek modern köy evlerinde inşaat malzemesi olarak tekrar kullanılmıştır.

            Kotenna kenti Akseki ilçe sınırlarının güneybatı ve orta kısımlarına hâkimdi. İlkçağ yerleşim izleri göstermeyen Akseki ve yakın çevresi de kanaatimizce Kotenna kentinin himayesinde bulunmaktaydı. Verimli bir ovanın kuzeybatısındaki bir yamaçta kurulmuş olan Akseki’nin tarihi olasılıkla Ortaçağ’dan daha önceye gitmemektedir. Akseki’nin eski ismi Marula ile Latince “Maro” sözcüğü arasında yerel tarihçiler tarafından kurulan bağlantı, aslı olmayan güzel bir yakıştırmadan öteye gitmemektedir. Akseki’de İlkçağ’a ait tek iz kaymakamlığın ön bahçesinde duran bir kabartmadır. Bu da Kotenna kentine ait olup eski kaymakamlardan biri tarafından Gödene’den şimdiki yerine getirilmiştir. Benzer kabartmaları Gödene’de görmek mümkündür. Akseki yakınlarında tespit edebildiğimiz en erken yerleşim izleri güneydoğuda Hüsamettin ile Çimi arasında bulunmaktadır. Akseki ise İlkçağ’da yerleşim alanı olmamış gözükmektedir.(3)

            Kotennalılar’ın danışma meclisi karar aldı. Mademki yaşam boyu Zeus Soter rahibi, Stanamoas oğlu Setas oğlu Neoptolemos, seçkin ve iyi bir insan olarak (ve) proboulos Stanamoas oğlu Setas’ın oğlu olarak, erdemle donanmış bir şekilde imparatorlar için başrahiplik yaptı ve vatanında saygın bir şekilde memuriyetlerini yerine getirdi ve sistemli bir şekilde eirenarkhes’lik yaptı ve tüm leitourgia’larını onur sever ve seçkin bir şekilde tamamladı, gençliğinin başından şimdiye kadar bilge ve de ölçülü bir yaşam sürdü ve tanrıya karşı olan hizmetini her zaman dindar ve onur sever bir şekilde yerine getirdi, böyle insanların kendilerine yakışan bir onurlandırmaya maruz kalması yerinde bir iştir.        Kotennalıların danışma ve halk meclisi onun altın kaplama küçük bir kalkan üzerine çizili bir portre ve bronz bir heykelle onurlandırılmasına, kendisiyle birlikte tüm hane halkının da onurlandırılmasına, heykelinin Artemis’in peribolos’una ya da bir başka yere konulmasına, bu kararın bir kopyasının, halka karşı göstermiş olduğu iyilikseverliğinin herkesçe bilinmesi için taş üzerine yazılmasına karar verdi.(4)

Kotenna kentinin Stanamoas II ve Neoptelemos kardeşler
onuruna aldığı iki meclis kararı
© Attila Durak

Kaynak: (1) Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000 (2) Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları (3) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi (4) Mustafa Adak hocamız ve ekibi tarafından keşfedilen yazıt ve diğer fotoğraflar için Atilla Durak ve Ümit Durak’a çok teşekkür ederim.

Taylan Köken

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Salihler Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Salihli Mahallesi

Salihler’nin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 39 km uzaklıkta, eski adı Hotarya olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  Şimdi Salihler olarak türetilmiş ismiyle varlığını sürdüren köy Osmanlı kayıtlarında Hotarya olarak geçmektedir. Herse Kalesi olarak anılan mevkide bir gözetleme kulesi ve kalıntı izleri vardır.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Kuyucak Kasabası ile Salihler (Hotarya) Köyü arasındaki sulak bir düzlüğün dağ yönünde ardıç ağaçları ile kaplı alçak bir saha yoğun mimari kalıntıları ile dikkat çekmektedir. Arap Yatağı Hisar Mevkii olarak bilinen tepenin yamaçları ve üst noktaları birbiri ile bağlantılı çok sayıdaki mimari kalıntıları barındırmaktadır. İzlenebildiği kadarıyla kalıntı sahasının dış kısımları ise kalınlıkları yer yer 2 m’yi bulan ve köşeli kulelere sahip sur duvarları ile çevrilidir. Tepenin güneydoğu yönünde ise bir kilisenin apsisi korunabilmiştir.

Kaynak: Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları

Taylan Köken

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Kagrai Antik Kenti? / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Cevizli Mahallesi

Kagrai Kentinin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Cevizli Beldesi(Mahallesi) kuzeyinde bulunan bir tepe üzerindeki kalıntılardır. Tepe üzerinde Sarı Şeyh Hüseyin Efendi türbesi bulunmaktadır.

Kagrai Kentinin Bulunduğu Cevizli Mahallesi

Kagrai Bilgileri:  Kentin adı Bilge Umar’ın Türkiye’deki Tarihsel Adlar kitabında Kagra, Kagras, Kağras ve nihayetinde Kagrai isimleriyle geçmektedir. Cevizle’de ele geçen yazıtlar ile yeri kesinleşmiştir. Cevizli Akseki merkezinin 31 km. kuzey-kuzeybatısında yer alır. Cevizli Türkleştikten sonra dahi uzun yıllar Kağras olarak anılmıştır. Kagrai Helen dilinde “Kagra halkı” anlamındadır.(1)

Kagrai Koruma Kurulu tarafından 2002 yılında 1. Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescillenmiştir. Bu alandaki buluntular bir antik yerleşimden ziyade, Roma döneminden kalma bir tapınak mezar olarak adlandırılmış olabilir. Bu yüzden kentin bu tepenin eteklerinde veya şimdinin Cevizli’sinde olabileceği düşünülebilir.(2)

Cevizli ve Kagrai hakkında wikipedia sitesinde ilginç bilgilerin bir kısmını olduğu gibi aktarıyorum. Yazarı ve kaynak belirtilmediği için sadece siteyi kaynak olarak belirteceğim.

        Cevizli’nin tarihi ile ilgili günümüze ulaşan en eski kaynaklar, şu anda “Kale” olarak isimlendirilen tepede bulunan M.S. 1. yüzyıla ait kalıntılar ve kitabelerdir. Cevizli’de, 1816’da Otto Von Richter, 1902’de W. M. Ramsay, 1921’de Henry Ardeme Ormerod, 1964-65-66’da George E. Bean ve T. Bruce Mitford tarafından arkeolojik saha çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Bunlara ek olarak 1933’te T. R. S. Broughton, 1980’de Ramsay MacMullen, 1996’da Riet Van Bremen tarafından bu kalıntıları ve antik şehri konu alan akademik yayınlar yapılmıştır. Bu eserlerde Cevizli’nin ismi, batı dillerindeki okunuşlarına göre Cagrai, Cragai, Ghyaras, Kagres, Karas ve Yaras şeklinde de ifade edilmiştir.

            Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda, merkezi Selge’de bulunan Pisidia devletinin soylu bir ailesi bu bölgeye gelir ve yerleşir. Kagreus (Kαγρευς) olarak kitabelerde geçen bu ailenin en önemli ferdlerinden biri olan Kassia Mousaia, “kutsal tepe”ye bir Zeus Tapınağı inşa ettirmiştir. Kendisinden önce vefat eden kocası Hoplon ve oğlu Konis’in de birer heykelini tapınağa yerleştirir. Yakın komşuları olan Zomanalılar (Homonades), Roma İmparatorluğu’na karşı uzun süre direnmiş olsalar da, Pisidia’nın bir parçası olan Kagralılar (Kαγραi)’ın böyle bir direnişi görülmez. Belki de bu yüzden Kassia, Roma kadınları arasında ön plana çıkan bir isme dönüşür.(3)

Cevizli yerleşimi veya Kagrai Antik Kenti hakkındaki bir değerlendirme ise Prof. Dr. Havva İşkan Işık ve Prof. Dr. Nevzat Çelik hocalarımız tarafından Mozaik Dergisinde “Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi” isimli makalede yer almaktadır. Söz konusu bölümü aynen aktarıyorum:

            Cevizli yerleşiminin arkasında yükselen kayalık tepe antik yerleşimin bulunduğu yerdir. En önemli kalıntı, Kolağası Sarı Şeyh Hüseyin Efendi Türbesi’nin yanında oluşturulmuş kaya düzlüğü güçlü bir duvarla genişletilmiştir. Amacın, bu alanda yapı elemanları bulunan yapıya podyum oluşturmak olduğu anlaşılmaktadır. Dar bir alanda yayılmış mimari elemanların niteliği şaşırtıcıdır: Alınlık, sütun, postament, istiridye nişli kemer ve arşitrav bloklarının tamamı bezemelidir. Girlandlı postament ve arşitrav parçası üzerindeki yazıt okunabilir derecede sağlam korunmuştur. Bitkisel bezekler arasındaki portreyle bezenmiş alınlık monobloktur. Kalıntılar bir Roma tapınak - mezarını tamamlamaktadır. Cevizli Parkı’nda da bir korinth sütun başlığı, kasetli ve bezemeli bir tavan bloku ve başka mimari parçalar vardır. Bazı sütun parçaları da mezarlık duvarlarında tespit edilmiştir. Kale kayalıklarının dibindeki bir mağara ve önünün bilinmeyen bir işleve yönelik düzenlendiği kaya işçiliklerinden anlaşılmaktadır.(4)

            Son olarak Kagrai yerleşimi hakkında Prof. Dr. Mustafa Adak ve ekibinin hazırlamış olduğu “İlkçağ’da Akseki Bölgesi” isimli kitapçıktan Kagrai bilgilerini aynen aktarıyorum. Sanırım Kagrai hakkında şimdiye kadar yapılan en derli toplu açıklamalar bu bölümde yer almaktadır.  

            Akseki sınırları içerisinde kalan üçüncü büyük yerleşim Kagrai’dır. Yerleşim izlerini Cevizli Mahallesi’nin kuzeyinde yükselen üç tepe üzerinde görmek mümkündür. Burası Kotenna ve Tityassos ile karşılaştırıldığında daha mütevazı bir yerleşimdir. Yamaçta ana kayanın kullanıldığı yapılarla, yine ana kayaya açılmış basamaklar görülmektedir. Her üç tepe güneyde bir surla tahkim edilmiştir. Bu sura ait bir kule, ortadaki tepede Fatih Sultan Mehmet Han’ın Kolağası Sarı Şeyh Hüseyin Efendi Türbesi’nin yanında durmaktadır. Kulenin hemen arkasındaki düzlükte bulunan inşaat yazıtları ve heykel kaideleri burada vaktiyle bir Zeus Tapınağı’nın bulunduğunu belgelemektedir. Kagrai isminin de geçtiği bu yazıtların büyük kısmı kentin önde gelen ailelerinden Hermogenes soyuna mensup şahıslarla ilişkilidir. Kökenleri Selge kenti olmakla birlikte, bu şahıslar Kagrai’a göç ederek kendilerine burayı vatan edinmişlerdir. Yukarıda değinilen tapınak ise, fragman halinde ele geçmiş arşitrav yazıtında Zeus rahibesi olarak tanımlanan ve bu aileye gelin giden, ama ismi yazıtta maalesef korunmamış olan Musaios’un kızı bir hanım tarafından inşa edilmiştir. Bu aile fertlerine aşağıda daha detaylı değineceğiz.

            Kagrai’ın idari statüsü uzun süredir tartışma konusudur. 1964 yılında yerleşimi ziyaret eden İngiliz bilim insanları Bean ve Mitford buldukları yazıtlarda, Hermogenes soyu mensubu bazı kişilerin Selge yurttaşı olarak bu kent tarafından, ama Kagrai’da onurlandırılmış olmalarından hareketle Kagrai’ın Selge’ye bağlı olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak başka yazıtlarda aynı aile fertleri bu sefer Kagrai sakini olarak onurlandırılmaktadır. Dahası onurlandırmayı yapan kurum Kagraidemos’u yani halk meclisidir. Ayrıca yerleşimde bulunan yazıtların hiçbirinde Kagrai için “polis (kent)” ifadesi kullanılmamıştır. Tüm bu veriler Kagrai’ın kendisinin bir kent olmadığı gibi hiçbir kentin himayesinde de bulunmadığını, aksine kendi kararlarını alabilme yetkisine sahip bağımsız bir kasaba (demos) olduğunu göstermektedir.(5)

            Kagrai Kasabası’nda karşımıza çıkan Hermogenes ve Rhodon Ailesi arkasında daha fazla belge bırakmıştır. Bazı aile fertlerinin Selge tarafından onurlandırılmaları ve bu kentin vatandaşı olarak tanımlanmaları, ailenin vaktiyle Selge’den Kagrai’a göç ettiğini akla getirmektedir. Söz konusu göç Selge’nin gerileme yaşadığı İ.S. 1. yy’da gerçekleşmiş olmalıdır. Zira sonraki nesil aile fertleri Kagrai kimliği ile tanıtılmaktadır.(5)

Kaynak: (1) Bilge Umar / Türkiye’de Tarihsel Adlar / İnkılâp Kitabevi / 1993 – (2) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005 (3)  https://tr.wikipedia.org/wiki/Cevizli,_Akseki Erişim Tarihi: 22.07.2020 (4) Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000 (5)  Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi 

Özel Teşekkür: Cevizli fotoğrafı için Ümit Durak'a teşekkür ederim.

Taylan Köken