Kalıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2020 Perşembe

Çaltılıçukur Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Çaltılıçukur Mahallesi

Çaltılıçukur’un Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 34 km uzaklıkta olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.


Bölgede benzerleri bolca görülen
Roma Dönemi bakiyeleri

Kalıntı Bilgileri:  Çaltı, çalı, çalılık yer anlamındadır. Çaltılıçukur’da, köyün kuzeydoğusunda, “Gavuryeri” denilen mevkide yerleşim kalıntıları görülmektedir.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Köy, Akseki-Gündoğmuş sınırında yer almakta ve Akseki’nin doğu yönündeki son köy olan Pınarbaşı (Manavlu/Minval) ile komşudur. Köy çevresindeki Gavuryeri ve Asar Tepe Mevkilerinde önemli bir antik kentin mimari yapıları büyük oranda tahrip edilmiş durumdadır. Bu kalıntılardan özellikle küçük bir kilisenin apsisi nispeten korunabilmiştir. Köy mezarlığı içerisinde daha önce kaynaklara geçen 1.17x0.72x0.47 m ölçülerindeki yazıtlı bir blok dikkati çekmektedir. Çaltılı Çukur, Sarınçönü Mevkiinde ise iki ayrı sarnıç korunmuş olarak günümüze gelebilmiştir. Sarnıçların yakın çevresinde antik yapılara ait duvar kalıntıları yer almaktadır.(1)

Çaltılıçukur kalıntılarıyla ilgili diğer bir detaylı araştırma İlkçağ’da Akseki Bölgesi isimli çalışmalarında Sayın Mustafa Adak hocamız ve yardımcıları tarafından verilmektedir. Ekibin bu buluntularla ilgili yorumlarını direk aktarıyorum:  

            Gündoğmuş İlçesi, Karadere Mahallesi yakınlarında yüksek bir tepenin üzerine kurulu Kasai kentinin egemenlik sahası, batıda en azından Güzelsu ve Çaltılıçukur civarına kadar uzanmaktadır. Bu nedenle Kasai’ın Roma Dönemi’nde, Akseki’ye bağlı topraklarda hak sahibi olan dördüncü kent olduğunu söyleyebiliriz. Çaltılıçukur Mahallesinin kuzeydoğusunda yer alan ve büyük bir kome (köy) niteliği taşıyan Asar Tepe’den modern yerleşim alanına kadar yuvarlanmış olması gereken ve bugün mahalle mezarlığının duvarında devşirme malzeme olarak kullanılan bir heykel kaidesi üzerindeki kitabe, Kasai kentinin İ.S. 3. yy’ın ortalarında kendi vatandaşı Caelianus Memnon’u onurlandırdığını belgelemektedir. Adı geçen şahıs kentin eşraf tabakasına mensup olmakla birlikte, genç yaşta, dolayısıyla memleketinin kendisinden beklediği hayırları gerçekleştiremeden vefat etmiştir. Yine de kitabede babası hakkında verilen bilgiler bu ailenin kentin seçkinleri arasındaki ayırt edici konumunu açıkça ortaya koymaktadır.(2)

Kaynak: (1) Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları (2) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr. Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Taylan Köken

4 Eylül 2020 Cuma

Sinanhoca Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Sinanhoca Mahallesi

Sinanhoca’nın Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesine 33 km uzaklıktaki Sinanhoca (Köyü) Mahallesi yakınındaki kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  İvgal, İvgalu, Olgal isimleriyle de bilinen Sinanhoca köyünde kalıntılar olduğu belirtilmektedir. İvgal adının nereden geldiği hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Sinanhoca yerleşiminin(?) çevrede bulunan önemli antik kentlere göre çiftlik boyutunda kalan bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000

Taylan Köken

30 Ağustos 2020 Pazar

Güzelsu Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Güzelsu Mahallesi

Güzelsu’nun Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 30 km uzaklıkta, eski adı Sülles olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.

Bölgede Ele Geçen Yazıtlardan Biri

Kalıntı Bilgileri:  Şimdi Güzelsu olarak türetilmiş ismiyle varlığını sürdüren köy Osmanlı kayıtlarında Sülles, Silles, Sülhas, Devam-ı Gebr olarak geçmektedir. Bölgenin tarihi, kurulan kentlerin veya atılım yapan kentler incelendiği taktirde birçoğunun Roma Döneminde kurulduğu veya ilerleme sağladığı görülecektir. Bu yüzden Roma İmparatoru Sulla döneminde (MÖ.82-79) kentin kurulduğu veya gelişim gösterdiği düşünülebilir. Köyün arkasındaki ‘Hisar Dağı’nda ve Otluca - Haynalı boğazı arasındaki yerleşim kalıntıları vardır.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Eski adı Sülles olan Güzelsu Köyünde kayda değer antik yerleşim yoktur, fakat Haynalı (Otma Hoca/Otluca), Küçük Asar ve Gavurini Mevkilerinde yer yer duvar kalıntılarına rastlandığı köy halkından öğrenilmiştir. Dağlık bir yamaçta kurulu olan köy, Akseki-Antalya yolunun hemen solundaki Mahmutlar (Büros) Köyüne nazır bir konuma sahiptir. Sülles Köyünden Akseki yönüne doğru giderken yol üzerindeki Sadıklar (Gıravanda), Dikmen (Dedere), Dutluca (Gevles) ve Çanakpınar (Alavada) Köylerinden geçilir.(1)

Sülles kalıntılarıyla ilgili diğer bir detaylı araştırma İlkçağ’da Akseki Bölgesi isimli çalışmalarında Sayın Mustafa Adak hocamız ve yardımcıları tarafından verilmektedir. Sülles’de bulunan kalıntıların Gündoğmuş ilçesi, Karadere köyü yakınındaki yüksek tepe üzerinde bulunan Kasai Antik Kenti ile bağlantılı olduğunu belirtmektedir. Ekibin bu buluntularla ilgili yorumlarını direk aktarıyorum:   

            Güzelsu Mahallesi’nde bir bahçe duvarında kullanılmış başka bir yazıt fragmanında Kasai kentinin en üst idari mercileri Boule (Danışma Meclisi) ve Demos (Halk Meclisi) Aurelia Cassiana adında bir hanımefendiyi onurlandırırken, Güzelsu yakınlarında ana kayalar üzerinde tespit ettiğimiz üç adet sınır yazıtı, büyük ihtimalle Kasai’ın himayesinde olan ve isimleri A, G ve K harfleriyle başlayan üç kırsal yerleşimin sınırlarını belirlemektedir. Yine Güzelsu Mahallesi yakınlarında, Papaz Kayası olarak bilinen mevkiinde bulduğumuz bir yazıt fragmanı ise Cassii soyadını taşıyan, ama ön adları yazıtta korunmamış olan bir beyle eşinin büyük ihtimalle bir tapınak inşası için 3000 denarii bağışladıklarını kaydetmektedir. Söz konusu yapıya ait ve son derece kaliteli bir işçilik gösteren sütun tamburu ve kaideleriyle arşitrav ve lento bloklarını geniş bir alana yayılmış olarak görmek mümkündür. Aynı bölgede yükselen ve mevkiiye adını veren kaya kütlesinin kuzey yüzeyindeki iki adet yazıtın, tapınak olduğunu düşündüğümüz yapının ziyaretçileri tarafından kazındığını tahmin etmekteyiz. Bunlardan ilki Tykhe adında bir hanımın eşi için yazdırdığı dokunaklı bir hitabı içermektedir: “Ey Rufus, senden önce de senden sonra da başka biri olmadı”. İkinci yazıtsa Modestus ve Celer adlarında iki beye ait duvar yazısıdır. Görüldüğü üzere ikisi de resmi bir içerik taşımayan bu yazıtlar mümkün olduğunca çok okuyucuya ulaşma amacıyla buraya kazınmış gözükmektedir. Bu varsayımımız doğruysa tapınağın bir hayli ziyaretçisi olduğunu da söyleyebiliriz.(2)

Kaynak: (1) Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları (2) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr. Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Taylan Köken

22 Ağustos 2020 Cumartesi

Geriş Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Geriş Mahallesi

Geriş Kalıntılarının Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesine 20 km uzaklıktaki Geriş (Köyü) Mahallesinin yakınında bulunan kalıntılardır.

Geriş Kervan Yolu

Geriş Bilgileri: Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

Akseki-Murtiçi yol unun sağındaki yamaçlarda kurulu olan Geriş Köyü’nün Çataltaş Mevkiinde bir kayakabartması görülmüştür. Köyün güneyindeki patika yoldan geçilerek ulaşılan bahçelik bir alanda küçük ve sivri bir kayanın kuzey-batı yüzüne yapılan kabartma bir kadın ve bir erkekten oluşan iki büst şeklindedir. Kabartmaların üst bölümü düzleştirilmiştir. Çevrede olasılıkla bir kale yerleşmesine ait duvar kalıntıları sağlam ve yıkılmış olarak yer yer takip edilebilmektedir.

Kaynak: Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları

Fotoğraf için Murşidin Demirtaş’a teşekkür ederim. www.mursidindemirtas.com  

Taylan Köken

14 Ağustos 2020 Cuma

Minareli Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Minareli Mahallesi

Minareli’nin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesine 23 km uzaklıktaki Minareli (Köyü) Mahallesi yakınındaki kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  Menerge olarak bilinen Minareli’nin 3 km uzağındaki Yerle kalıntıları içinde yazıtlı bloklar bulunduğu belirtilir.

Menerge adının nerden geldiği hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Minareli yerleşiminin(?) çevrede bulunan önemli antik kentlere göre çiftlik boyutunda kalan bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000

Taylan Köken

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Salihler Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Salihli Mahallesi

Salihler’nin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 39 km uzaklıkta, eski adı Hotarya olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  Şimdi Salihler olarak türetilmiş ismiyle varlığını sürdüren köy Osmanlı kayıtlarında Hotarya olarak geçmektedir. Herse Kalesi olarak anılan mevkide bir gözetleme kulesi ve kalıntı izleri vardır.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Kuyucak Kasabası ile Salihler (Hotarya) Köyü arasındaki sulak bir düzlüğün dağ yönünde ardıç ağaçları ile kaplı alçak bir saha yoğun mimari kalıntıları ile dikkat çekmektedir. Arap Yatağı Hisar Mevkii olarak bilinen tepenin yamaçları ve üst noktaları birbiri ile bağlantılı çok sayıdaki mimari kalıntıları barındırmaktadır. İzlenebildiği kadarıyla kalıntı sahasının dış kısımları ise kalınlıkları yer yer 2 m’yi bulan ve köşeli kulelere sahip sur duvarları ile çevrilidir. Tepenin güneydoğu yönünde ise bir kilisenin apsisi korunabilmiştir.

Kaynak: Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları

Taylan Köken

7 Ağustos 2015 Cuma

Sorgun Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Güdül –Sorgun Mahallesi

Sorgun Kalıntıları: Sorgun Kasabası adının anlamı şöyledir: “Bir çeşit Söğüt Ağacı”, “Sepetçi söğüdü” ve “Uzun, güzel saç”tır.
Sorgun (Kasabası) Mahallesi kayıtlarda 1463 yılında görüldüğüne göre bu tarihten önce kurulmuş olmalıdır. Oğuz/Türkmen boylarının bölgeye yoğun olarak yerleşmesiyle iskân görmüş bir yerleşimdir.
Kasabanın batısında yer alan Sorgun Göletinin yakınında bulunan Kapaklı Düzü mevkiinin kuzey yamaçlarında Bizans Döneminden kalma ören yeri bulunmaktadır. Bölgede bulunan andezit taşının işlenmesiyle, orman içinde kalan mimari kalıntılardan oluşmaktadır. Bu alanda bol miktarda duvar bakiyeleri seçilmektedir.


Taylan Köken

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Çağa Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Güdül –Çağa Mahallesi

Çağa Kalıntıları: Çağa Kasabası adını kasaba içinde medfun bulunan Çağa Beyden almaktadır.
Sarıkaya Mevkiinde Roma Döneminden kalma Nekropol alanı bulunmaktadır. Burada bulunan lahit mezar dikkat çekicidir. Yine nekropol alanının yanında hamam, su kanalları ve yerleşim kalıntılarının bakiyeleri gözlenmektedir.


Taylan Köken

2 Ağustos 2015 Pazar

Taşören Bilgileri / ANKARA / GALATİA / Güdül –Taşören Mahallesi

Taşören Bilgileri: Taşören Köyü Kirmir Çayının oluşturmuş olduğu vadinin kuzeyinde kalan bir tepenin yapmacında kurulmuştur. Köyün eski adı Katla/Galta/Galtabeyi olarak geçmektedir. Bu adın Galatlardan kalma olduğunu düşünmekteyiz.
Köy yakındaki tepe Asarın Kale olarak anılmaktadır. Burada herhangi bir kale veya yerleşim yeri olduğunu düşünmekteyiz. Bölgedeki tüm kaleler ve savunma yapıları Kirmir Çayını gözler konumdadır.
Asarın Kale

Taylan Köken

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Salihler Köyü Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Güdül –Salihler Mahallesi

Salihler Bilgileri: Salihler Köyü köy yakınında harabeleri görülen Gargın/Karkın köyünden göçenler tarafından kurulduğu söylenmektedir. Bu köy de Oğuz/Türkmenlerin adetlerini koruduklarına göre bir Oğuz Boyu olan Kargın Aşireti tarafından kurulmuş olmalıdır.
Köyün etrafında değişik kalıntı grupları bulunmaktadır. Altı köy öreni bulunmaktadır. Bu köylerin Roma ve Bizans Döneminde iskân gördüğü düşünülmektedir. Köy yakınında İncik Kalesi olarak adlandırılan ve kaçak kazılarla tahrip edilmiş olan bir kale kalıntısı vardır. Yine köyün arazisinde kalan ve Kirmir Çayının oluşturduğu vadideki kayalıklarda bulunan ve Galatlardan kaldığı söylenen kaya yerleşimleri dikkati çekmektedir.
Salihler Kaya Resimleri
Salihler Kaya Resimleri
Salihler Kaya Resimleri
Salihler Kaya Resimleri
Salihler Kaya Resimleri
Salihler Kaya Resimleri
Salihler Kaya Resimleri: Düdük Dağının doğuya bakan kısmında dört ayrı noktada Türklerin Anadolu’ya geldiği tarihte çizildiğine inanılan kaya resimleri bulunmaktadır. Kayı Boyunun damgasının da bulunduğu kaya resimlerinin sayısının bine yakın olduğu tespit edilmiştir.


Taylan Köken

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Oyaca Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Gölbaşı –Oyaca Mahallesi

Kalıntılar Yeri: Oyaca Kasabasının diğer kalıntıları, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, Oyaca (Kasabası) Mahallesi ve çevresindedir.
Gelin Kayası
Gelin Kayası
Oyaca Bilgileri: Oyaca Kasabası Bozulus Türkmenlerinin Obaca Boyu tarafından kurulmuştur.

Oyaca Kalıntıları: Oyaca ve çevresi Kalkolitik Çağdan başlamak üzere iskân gören ve bir çok çağda yerleşim görmüş bir alandır. Göç yolları üzerinde kurulmuş bir kasabadır. Tarihi Kral Yolu Kül Höyük yakınından geçip, Bağlar Mevkiinde bulunan Gelin Kayası yakınından geçip, ünlü Hitit Kalesi Gavur Kalesi’ne gidecektir. Gelin Kayası mevkiinde kayaya oyulan iki mezar yeri ve yine kayaya oyulmuş izler buranın Hitit ve Frig Döneminde kullanıldığının işareti olarak belirtilerdir.
1993-94 yılları arasında Stephen Lumsden öncülüğünde bir heyet bölgede araştırmalar yapmış ve Gavur Kale’ye 1km mesafede Dereköy-Oyaca arasında Samutlu Mevkiinde Helenistik ve Roma Döneminde iskân görmüş bir yerleşim yeri tespit edilmiştir.
Kül Höyük’ün 1km doğusunda, Topkaya Mevkiinde Klasik Devir’den kalan bir yerleşim yeri izlerine rastlanmıştır.       
   

Taylan Köken

28 Nisan 2015 Salı

Selametli Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Gölbaşı –Selametli Mahallesi

Kalıntıların Yeri: Selametli Kalıntıları, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, Selametli (Köyü) Mahallesinde ve yakınındadır.
Selametli Kaya Sığınağı
Selametli ve Kalıntı Bilgileri: Selametli Köyü ve çevresi tarih boyunca iskân gören bir yerleşimdir. İlk Tunç Çağı, Hitit ve Frigler döneminde yerleşilen bölge Roma, Bizans ve Osmanlı’da da iskân görmüştür. Selametli Köyünün 300 yıllık bir geçmişi olduğu rivayet edilmektedir. Bölgede daha önce rastladığımız Oğuz/Türkmen Boylarından Selametli / Selametlü aşireti tarafından kurulun bir köy olduğunu düşünmekteyiz.
Selametli Camisi yine bölgede çokça görülen mimari unsurlara benzeyen Geç Osmanlı mimarisinde inşa edilmiştir.
Yine Selametli yakınında kayaya insan eliyle oyulmuş, fazla derinliği olmayan ve bu yüzden yarım bırakıldığı düşünülen, 2m ağız yüksekliğine sahip, derinliği 2,5m kadar olan in vardır. 
Bu Kaya Sığınağı, Koruma Kurulu kararıyla 1996 yılında 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenmiştir.
   

Taylan Köken

21 Nisan 2015 Salı

Oğulbey Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Gölbaşı –Oğulbey Mahallesi

Kalıntıların Yeri: Kalıntılar, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, Oğulbey (Köyü) Mahallesine dağılmıştır.
Oğulbey Köyü
Oğulbey Bilgileri: Oğuzların Kayı Boyundan veya Bozulus Türkmenlerinden olduğu söylenen, Oğulbeyli/Oğulbeylü Aşiretinin kurduğu bir köydür. Köy Gazi-Derviş’lerden Hacı Tuğrul Baba’nın oğlu olan Oğul Beğ tarafından kurulmuştur. Bölgenin birçok yerleşimi gibi Oğulbey Karyesi de Oğulbey Vakfı arazileri içindedir.

Gorbeus Anti Kenti: Köyün güneydoğusunda Bala Yolunun altında kalan Kale-Kale Tepe ve Kale Boğazı Demir Çağı Dönemi yerleşimi olup tarihte Gorbeus olarak anılmaktadır. Bu kent aynı zamanda Bala-Beynam’a geçen tarihi Roma Yolu olan Kaesareia üzerindedir. Gorbeus Şehri Galat Kralı Deitarus’un damadı Kastor Tarkındarios tarafından yönetilmekteydi.
Bilge Umar’a göre Gorbeus Beynam yakınlarına lokalize edilmektedir. 

Oğulbey Cami Bilgileri: Köyün camisi Cebecizade Hacı Efendi tarafından 1886 yılında tamir ettirilmiştir. Cami bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Alçı mihrabı, ahşap tavanı dikkati çekmektedir. Cami duvarlarında Roma Dönemi devşirme malzemeler görülmektedir.

Oğulbey Kalıntıları: Köyün içinde ve mezarlık kısmında devşirme Roma Dönemi Malzemeleri bulunmaktadır. Mezarlıktaki bulunan iki sütun kaidesinin üzerindeki yazılar bunların Mil Taşı olma ihtimalini güçlendirmektedir. 
   

Taylan Köken

25 Mart 2015 Çarşamba

Çimşit Kalıntıları ve Cami / ANKARA / GALATİA / Gölbaşı –Çimşit Mahallesi

Kalıntılar ve Caminin Yeri: Çimşit Cami, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, Çimşit (Köyü) Mahallesinin merkezindedir. Kalıntılar ise köyün etrafındadır.
Çimşit Cami
Çimşit Cami
Çimşit Cami
Çimşit Cami
Çimşit Cami
Çimşit Cami
Çimşit Köyü Bilgileri: Çimşit Köyü hakkındaki bilgileri değerli araştırmacı Abdülkerim Erdoğan’ın kitabından aktaralım:
Anadolu Selçukluları Döneminde Müslüman Oğuz Türkmen boylarının iskânına açılan bölge ilk olarak Karacadağ Nahiyesine, daha sonra Çukurcak Nahiyesine bağlanır. Kurucular Bozulus Türkmen aşiretindendir. Cemşid ve Cimşidlü isimleriyle anılan köyün tarihiyle ilgili temin edilen ilk belge Kasım 1633 tarihlidir. Bu belgede özetle; Küçük Haymana Kazasına bağlı Cimşidlü Köyünden el-Hacı İsa, köy Camiinin hatibi iken vefat etmiş ve yerine Ali Halife, Haymana Kadısı Sunullah Efendi tarafından Hatip olarak tayin edilir. Bu vakıf kaydı, köyün büyük bir nüfusa sahip olduğunu ve köyde Cuma Namazının kılındığını, eğitim seviyesinin de yüksek olduğunu göstermektedir. Çünkü o tarihlerde bazı köylerde sadece vakit Namazları için mescit bulunmaktaydı. Cuma Namazının kılınabilmesi için resmi görevli bir “imam hatip” in bulunması gerekiyordu. Daha sonraki yıllarda köyün Tabanlı Nahiyesine (Bala Kazası) bağlandığını görüyoruz. 21 Haziran 1909 tarihli bir Vakıf belgesinde de Nazif Efendi Alişan, Bala Kazasına bağlı Çimşit Köyü Camii’ne” imam hatip” olarak tayin edilir. Eski Camii yıkılarak yenisi 1950 yılında yaptırılır. 1960 yılında Çankaya İlçesine, 1985 yılında da Gölbaşı İlçesine bağlanır.

Çimşit Kalıntıları: Aynı kaynaktan köyün diğer kalıntıları hakkındaki bilgileri paylaşalım:
İlk Tunç Çağı’ndan itibaren iskân gören köyün içinde Kale Höyük bulunmaktadır. Ayrıca Turgut Mevkii, Çörekoğlu Öreni, Kabaklı ve Pırallar Mevkilerinde değişik dönemlere ait yerleşmeler bulunmaktadır.
Pırallar Mevkiinde bulunan, insan eli ile yapılan mağara oldukça önemlidir. Dere yamacında, kayalık bir mevkide, düzlüğe hakim bir yamaçta küçük bir giriş kapısı bulunan mağaranın koridoru yan odacıklarla, daha sonra da daralan bir koridorla devam etmektedir. Kanaatimizce bu Mağaralar Roma ve Bizans döneminde manastır ve korunma amaçlı kullanılmıştır.
Turgut Mevkiinde bir Nekropolis alanı bulunmaktadır. Çörekoğlu Öreni ise bir yerleşim yeri izleri taşımaktadır.

Çimşit Cami Bilgileri: Çimşit Cami yapımı 1775 yılıdır. Osmanlı Mimari üslubunda, dikdörtgen formda, eğimli kırma çatı kiremitle kaplı olarak, yığma ve düzgün taştan inşa edilmiştir. Tavan kaplamalara ahşaptandır. İbadete açık ve iyi durumdaki bu camimiz 1988 yılında Koruma Kurulu kararıyla 1. Derece Anıt Eser olarak tescillenmiştir. 
       
Kaynak: www.envanter.gov.tr /  www.cimsitkoyu.com / Abdülkerim Erdoğan –Tarih İçinde Gölbaşı

Taylan Köken

15 Mart 2015 Pazar

Ahiboz Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Gölbaşı –Ahizboz Mahallesi

Kalıntıların Yeri: Ahiboz Kalıntıları, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, Ahizboz (Köyü) Mahallesindedir.
Kiepert Haritası (1890) 
Ahiboz ve Kalıntı Bilgileri: Ahiboz Köyünü Ankara ve çevresinde sık sık görmüş olduğumuz üzere muhtemelen bir Ahi büyüğü kurmuş olmalıdır. Köyün kısa tarihçesini Sayın Sami Beyin yazısını aktararak vereceğim:
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü vakıflar kayıt arşivinde bulunan 27 Şevval 1289 (28 Aralık 1872) tarihli vakfiye kaydında Ankara’ya bağlı Haymana kazası Ahiboz Köyüne iskân etmiş bulunan 150 hanedan oluşan Nogay, Canıbuyluk (Comboyluk) kabilesinin, Ankara'dan güneye yolculuklarda, daha önceleri zaten bir gece konaklama noktası olan bu yerde kendi gayretleriyle bir mescit yaptıkları bu mescitte 5 vakit namaz kılındığını köyün yakınında ve civarında cuma namazı kılınan bir cami olmadığından ve köyünde cuma namazı kılınabilecek şartlara sahip olunduğu ve Sultan Abdülaziz'den Ahiboz köyü camiinde cuma namazı kılınması için izin istenilmiştir.

Selçuklular Döneminde Oğuz-Türkmen boylarının Ankara ve civarına yerleşmesi üzerine bu bölge Karacadağ Nahiyesi idaresine daha sonraki yıllarda Haymana kazasına bağlanır.
Dâhiliye Vekâleti’nin (İçişleri Bakanlığı) 1928 yılında yayınladığı “Son Teşkilatı Mülkiyede Köylerimizin Adları” isimli neşriyatında zaten Haymana’ya bağlı olan Ahiboz Köyü yeniden Haymana kazası Yabanhamamı Nahiyesine bağlanmıştır. Daha sonra İkizce Köyünün Nahiye olmasıyla Haymana İkizce Nahiyesine bağlanmıştır. Ankara Vilâyeti 1932 yılında idari yapılanma yönünden Gölbaşı Nahiye oluşmuş, 9 Haziran 1936 tarihinde kabul edilen 330 sayılı Kanunla da Ankara Merkez kazası Çankaya adını almış ve Gölbaşı Nahiyesi Çankaya İlçesine bağlanmıştır. E-5 Karayolunun Gölbaşı’ndan geçmesiyle Ahiboz Köyü 22.11.1955 yılında Çankaya İlçesi Gölbaşı Nahiyesine bağlanmıştır. 23.07.2004 tarih ve 25531 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun geçici 2’nci maddesi gereği Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırlarını belirleyen 50 km yarıçap içinde kaldığından köy tüzel kişiliği sona ererek mahalleye dönüşmüştür.

  
Galat Dönemi yerleşimlerinden olan Rosolodiaco (Orosolocia / Orsologiacos) Şehrinin bu bölgede Ahiboz Köyü, Mahmatlı Köyü ile Bala’nın Tolköy arasında bulunan Deliler Çiftliği denilen mevkide bulunduğu  1885 Yılında burasını gezen ünlü arkeolog J.G.C ANDERSON tarafından tespit edilmiştir. Deliler Çiftliğinin civarında Kaldırımçayır Deresi, Tamu Pınarı, Ahpaç Tepesi, Teknecik Deresi gibi mevkiler bulunmaktadır. Anderson’a göre Ahiboz’un batısından Roma karayolunun geçtiği, Rosolodiaco şehrinin bir Tehdit istasyonu olarak kurulduğu, buradan çanak, çömlek çıkarıldığı, el yapımı boyasız ve hatları süslenmiş  beyaz astarlı ve kahverengi ile yan yana boyalı savaş gereçlerinin bulunması,  burada bir yerleşimin sürekli varlığını kanıtlamaktadır. Galatlar tarafından kullanılan ulaşım yollarının bir güzergâhı buradan geçmiş, daha sonra Antik Roma Yolunun (Via Taura) yani Hıristiyanların Hac Yolunun güneye giden 2. kolu da aynı güzergâhı kullanmıştır. Köyde Roma döneminde her 1485 metrede bir dikilen Mil Taşı bulunmuştur. Ayrıca yapılan araştırmalarda Taşyol Mevkiinden tarihi Roma Yolunun kalıntılarına rastlanmıştır. Bizanslılar tarafından da bu yol kullanılmıştır.

Kaynak: www.haymanagazetesi.org (Sayın Sami Ümüt Beye değerli bilgileri için teşekkür ederim)

Taylan Köken

12 Mart 2015 Perşembe

Altınçanak Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Gölbaşı –Altınçanak Köyü

Kalıntıların Yeri: Altınçanak Kalıntıları, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, Altınçanak Köyündedir.
Sütun Parçası
Sütun Parçası
Devşirme Yazıt
Devşirme Yazıt
Altınçanak ve Kalıntı Bilgileri: Altınçanak Köyünün eski adı Altunçanak’tır. Köy yakınında bulunan höyükler Kalkolitik Dönemden başlayarak iskân görmüş yerleşimlerdir. Bu da Altınçanak Köyü tarihinin ne kadar gerilere gittiğinin kanıtıdır. Altınçanak Köyü ile ilgili kısa bir bilgiyi köyün sitesinden aktaralım:
Altunçanak Köyü 1700’lü yıllarda Urfa Karacadağ yöresinden göç eden insanlar tarafından kurulmuştur. Göç yolu Kırşehir, Küre Dağı, Bala'nın Çiğdemli ve Altunçanak köyleridir. 1880-1890 yılları arasında, kesin tarih bilinmemekle birlikte, kıtlık yaşandığında 1 yıl Çukurova yöresine göç edildiğini ve tekrar dönüldüğü anlatılmıştır. Kuruluş aşamasında yazları köyün güneyinde yaylada çadırlarda, kışları ise köyün kuzeyinde yere kazılan 1,5-2 metre çukurlar üzerine kurulan kıl çadırlarda yaşandığı büyükler tarafından nakledilmektedir. Kışlık yiyeceklerin; sonbaharda küplere mayalanan yoğurtlar, ayran yapılmak üzere kurutulmuş yoğurt, kurutulmuş kaymak, kurutulmuş et vs. olduğu anlatılmaktadır. Misafirlere ikram edilen kahvenin ise nohudun kavrularak öğütülmesi ve şeker yerine de bizim “kerenk kusu” dediğimiz dikenin kurutulmuş dallarının ikram edildiği büyüklerimiz tarafından anlatılmıştır.

Köy içinde bulunan Ev Çeşmesinde Roma Döneminden kalma devşirme yazıt dikkat çekicidir. Bu yazıtın bir benzeri de Kulu - Gökler Köyünün Çeşmesinde kullanılmıştır. Yine köy etrafında tarım faaliyetlerinde ok uçlarına rastlanmaktadır. Bu da köyün yakınında bir savaş meydana geldiğinin kanıtıdır.

Yine Altınçanak Köyünün sitesinden bir bilgi aktaralım: Ertuğrul Gazi, Konya ovasına doğru göç ederken iki tarafın savaştığını görür. Taraflardan zayıf olana yardım eder ve bu taraf savaşı kazanır. Savaşı kazanan taraf, Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Anadolu Selçuklu Sultanı, Ertuğrul Gazi'ye teşekkür ederek dileğini sorar. Ertuğrul Gazi yurt istediğini söyleyince; Ankara'nın güneyinde Karacadağ mevkii kendisine verilir. Ertuğrul Gazi burada 1 yıl kaldıktan sonra Sivri Hisar üzerinden Karacabey'e göç eder. İşte Ankara'nın güneyinde Karacadağ mevkiindeki bu yurtluk Altunçanak Köyü sınırları içerisindedir. Beyliğin kullandığı kale kalıntıları halen mevcut ve korunmayı beklemektedir.
  

Taylan Köken

27 Şubat 2015 Cuma

Etimesgut Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Etimesgut –Merkez

Kalıntıların Yeri: Etimesgut Kalıntıları, Ankara İli, Etimesgut İlçesi, merkezindedir.

Etimesgut Adı: Etimesgut adı Hitit Döneminde Amaksis olarak geçmektedir. Bölgeye gelen Kipert haritalarında Amaksyz olarak işaretlemiştir. Etimesgut Yerleşimi de Roma Döneminde Roma Yolu üzerindedir.
Selçuklu Döneminde mezra şeklindeki Etimesgut Ahi Mesud ve Ahi Şerafeddin Zaviyesinin vakıf arazilerinden bir kısmını barındırmaktaydı. Etimesgut’a adını veren Ahi Mesud, Ahi Reislerinin tanınmışlarındandır. Osmanlı’nın kuruluş yıllarında Tımar sahibidir. Bağluca (şimdi Bağlıca Köyü) Köyünde Ahi Mesud Zaviyesi bulunmaktaydı. Murad Hüdavendigar zamanında Ahi Mesud oğlu Ahi Himmet’e vakfın tasarrufu verilmiştir.
Tarih içinde ilçe Amaksyz, Amaksis, Amaksuz, Akmasuz, Ahi Mesud ve Etimesgut adlarıyla anılacaktır.             

Etimesgut Kısa Tarihçesi ve Kalıntı Bilgileri: Ankara Tarım Müdürlüğünün resmi sayfasında rastladığımız ve Etimesgut hakkında değerli bilgiler bulunduran yazıyı buraya komple almayı uygun gördük:

Etimesgut'da bulunan Arslan Kabartmasına (1) Etilerle Frigyalılar arasındaki geçit çağı eseri olarak bakılmaktadır. Ernest Mamboury “Ankara Gezi Rehberi” (2) adlı kitabında Etimesgut'un bulunduğu yerin hangi uygarlıkların etkisi altında kaldığını bulunan tarihi eserlerden yararlanarak şu şekilde açıklamaktadır:
“İstasyonun yanında aşağıya doğru ine yolun sağında yaklaşık 10 m. yüksekliğinde 120 m’ye 80 m. ebadında kuzeyden güneye doğru yönelmiş biraz elipsi andıran bir tepecik dikkati çeker. Bu sırasıyla Friglerin, Romalıların, Bizanslıların ve Müslümanların yerleşim yeri olarak kullandığı eski bir yerleşim yeri ya da höyüktür. 1928'de buraya ilk gidişimiz özellikle burada bulunan ve çevresinde çeşitli kalıntıların olduğu muhteşem bir aslan heykelini görmek içindi. Bu heykel diğer kalıntılarla çevrilmişti. Kalıntılar arasında oymalı Roma sütun başlığı Lidya dönemine ait bir lahit parçası, Selçuklu dönemine ait sarkıt tavan kalıntıları, Osmanlılara ait nargileler ve içi kızıl ya da kahverengi kızıl sırlı kırmızı kahverengi ve siyah renkli Hitit ve Frig dönemine ait çömlek kalıntıları bulunmaktaydı. Talebimiz üzerine Müzeler Müdürlüğü’nce kaldırılan aslan heykeli “Auguste Mabedi”nin bulunduğu Hitit Müzesi’ndedir. 
Ülkede çokça bulunan bazalt taşı üzerine biraz rölyefle yontulmuş 2m.x 0,95 m x 0,35 m boyutlarındaki ve üst yüzeyinde derince dört delik olan aslan, sağa doğru gidiyor şekilde yontulmuştur. Aslanın soylu ve sakin bir yürüyüş şekli var; kuyruğu sırtına doğru kalkık, ağız açık büyük ve düzgün bir kafası var. Bilhassa arka ayaklarının kasları olmak üzere yapılı ve belirgin kasları kendine büyük bir güveni gösteriyor. Ve Asur eserlerini hatırlatıyor. Önemli bir eski yerleşim merkezi ya da oturduğu yeri dekore ettirme imkânına sahip bir prensin sarayına tanıklık ediyoruz. Toprağa gömülmüş başka kalıntıların varlığını da göz ardı etmemek gerekir. Bu kalıntı her durumda bölgenin Hitit döneminde iskâna açık bir yer olduğunun tartışılmaz bir kanıtıdır” (Mamboury, 1933).
Etimesgut'un bugünkü yeri Hititler döneminde "Amaksis" olarak adlandırılmıştır. “Kiepert” çizmiş olduğu haritada Etimesgut'un bulunduğu yeri "Amaksyz" olarak belirtmektedir. Osmanlılar ise bu yeri “Akmasus” olarak anmışlardır (Gülekli,1948).
Orman fidanlığında bulunan kuş başlı, arslan vücutlu ve kanatlı kabartma ile Boğa kabartmasına, Etilerin (Hititlerin) son devirlerinin eserleri olarak bakılmaktadır.
Etimesgut ile ilgili bilgilere ulaşılan diğer önemli bir kaynak ise Osmanlı arşivleridir. Burada yapılan incelemelerle dönemin muhasebe defterleri kayıtlarında bu yerin Ahi Mesud olarak geçtiği ortaya konulmaktadır (Tekin, 1998).
Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 1530 tarihli Anadolu Muhasebe Defterinde Etimesgut'dan şöyle bahsedilmektedir: "Melike Hatun Vakfı, Ankara kazasında bulunan vakıflar arasında olup, İnebey Hamamından hissesine düşen 17 akçeden dördünü Melike Hatun Mescidine, ikisini Seyyid Sinan'a, ikisini Seyyid Mahmut'a ve iki akçesini de kalede oturan kale imamına tahsis etmiştir. Bağlıca köyünü de kapsayan 1574 'akçe'lik gelirin dörtte üçü Ahimesut zaviyesine, kalan dörtte biri de Ahi Şemseddin Zaviyesine gitmekte idi. 1530 yılında Ahimesut'da: 9 hane, 1 imam, 2 bekâr vergi mükellefi, bir de zaviyedar vardı.
“Ayrıca, hicri 1260 tarihli Ankara Temettuat Defteri’nde yer alan Ahimesut köyünün bazı sakinlerinin işledikleri topraklardan elde ettikleri gelirde Hacı Bayram Veli'nin de hissesinin olduğunun belirtilmesi Etimesgut'un Selçuklu ve Osmanlı döneminde de vakfa tahsis edilmiş pek çok gelirinin olduğunu kanıtlamaktadır.”
Yine Osmanlı arşivlerinde bulunan 1840 tarihli Ankara Temettuat Defteri’nde Etimesgut şu şekilde anılmaktadır: “Ankara eyaletinin Zir kazasına bağlı Ahi Mes'ud köyü birinci muhtarının 580 akçe gelirinin olduğu, bunun yarısının Ankara'da Hacı Bayram Veli Efendinin hissesi olduğu belirtilmektedir.”
Elde edilen bilgiler Etimesgut'un bir vakıf arazisi olduğunu, tarımsal faaliyetlerin yapıldığını göstermektedir. Ayrıca Aktüre'nin verdiği bilgilerden hareketle bu bölgede tiftik keçisi yetiştiriciliği yapıldığı sonucunu çıkarabiliriz. “Zir” kazasında bulunan tiftik keçisi yünü işleme tezgâhlarının ham maddesi çevrede bulunan köylerde yetiştirilen keçilerden sağlanıyordu. Başka bir yerde bu kalitede ve bu parlaklıkta yün elde edilememesi bu bölgede yetişen otlarla açıklanmaktadır (Aktüre, 1984).
Kayıtlarda bahsi geçen Ahi Mesud'un kim olduğuna ilişkin yazılı kaynaklara ulaşamadık. Bu yere ismini veren Ahi Mesud'un Osmanlı arşivlerinde verilen bilgilere göre ahilik teşkilatı üyesi olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı arşivlerinden elde edilen ve Ankara tren yolunun güzergâhının belirtildiği aşağıdaki haritalarda Etimesgut "Amaksyz" olarak geçmektedir.
Ankara'nın idari sınırları 1927 yılında tekrar belirlenmiştir. 1932 yılma gelindiğinde ise Etimesgut merkeze bağlı bir nahiyedir. Tarihi kaynaklarda "Amaksyz", "Amaksus" ve "Akmasız" olarak adlandırılan Etimesgut uzun bir tarih boyunca Ahi Mesud olarak adlandırılmıştır (Gülekli, 1948).
İncelemelerimiz sonucunda haritalarda gösterilen "Amaksus" veya "Akmasız" adlarının Ahi Mesud ve günümüzde adlandırılışı ile Etimesgut'un çok yakınlarında başka bir yeri ifade ettiğini anlıyoruz.
Etimesgut açısından Ankara'nın Milli Mücadele'nin merkezi olması ve ardından yeni devletin başkenti olması büyük önem taşır. Cumhuriyet'le birlikte "muasır medeniyet" seviyesine ulaşma çalışmaları kapsamında örnek köy kurulması kararı Etimesgut'u tarih sahnesine çıkartmıştır.
Ahimesud'da örnek bir köy kurulması kararı 16 Mayıs 1928 tarih ve 6639 sayılı kararnameyle alınmıştır. Yapılan araştırmanın ardından hazırlanan rapor doğrultusunda Bakanlar Kurulu örnek köy kurulması kararını vermiştir. Etimesgut bu kapsamda örnek bir köy olarak kurulmuş ve buranın yeni devletin diğer alanlarına da örneklik yapması amaçlanmıştır.
Günümüzde Etimesgut ilçesi başkent Ankara'nın batısında toplam 10300 hektar yüzölçümüne sahip bir ilçedir. Batısını Sincan kuzey, güney ve doğusunu Yenimahalle ilçesi çevreler. Ankara metropolünün merkez ilçelerinden biri olan Etimesgut dört bir yandan önemli devlet yollan ile çevrelenmiştir.
Etimesgut tarihi İpek yolu üzerinde kurulmuştur. Bugün de Ankara-İstanbul demiryolu, Ankara-Ayaş ve Ankara-İstanbul karayolu Etimesgut'dan geçmektedir. Ayrıca Ankara-Eskişehir karayolu ilçenin güney sınırını teşkil etmektedir. Ankara çevre yolunun büyük bir bölümü Etimesgut sınırları içindedir.
Ayrıca Etimesgut'u doğu batı yönünde bir baştan bir başa aşıp giden banliyö trenlerinin de Etimesgut ulaşımına önemli bir katkısı vardır. Askeri havaalanı, Türk Kuşu tesisleri ve Kara Havacılık tesisleri de ilçe sınırları içerisindedir.
Etimesgut ilçesi doğudan batıya doğru eğimi azalan çanak şeklinde bir oluk vadi görünümündedir. Vadinin tabanına oturmuş Ankara Çayı’na dik tepe aralarından uzanan yan vadilerle bütünleşen Ankara ovası yer alır.
Etimesgut'u doğudan batıya yüzde üç eğim ile geçen Ankara çayı, Çubuk, İncesu ve Hatip çaylarınım birleşmesiyle oluşmuştur. Ankara çayı Akıncı ovasından gelen Ova Çayını (Zir Çayı) aldıktan sonra Malı köyde Haymana suyunu da alarak Sakarya ırmağı ile birleşir. Uzunluğu 140 km. olan ırmak üzerinde Çubuk 1, Çubuk 2, Kurtboğazı, Bayındır ve Kusunlar barajları kurulmuştur. Ankara çayının Etimesgut sınırları içinde kolu ve barajı yoktur.
Etimesgut 1968 yılına kadar nahiye merkezi olarak kalmış, çevresindeki 18 köy Etimesgut nahiyesine bağlanmıştı. 1968 yılında nahiyelik kaldırılarak "İstasyon Mahallesi" adıyla Yenimahalle ilçesine bağlanmıştır.
20 Mayıs 1990 tarihi itibariyle ilçe statüsü kazanmıştır. 19 Ağustos 1990 tarihinde ise ilk belediye seçimi yapılarak Etimesgut Belediyesi kurulmuştur.

Notlar:
(1) Etimesgut Arslanı [Buluç 1986:res. 2]: Gen.: 195 cm, yük.: 90 cm, derinlik: 31 cm. Üst kısımda dört kenet oyuğu bulunmaktadır. 1898 yılında J.W. Crowfoot ve J.G. Anderson tarafından bir duvara örülü olarak görülmüştür. Buluntu yeri, Ankara'nın 14 km batısındaki, o günkü adıyla Emeksiz Çiftliği'dir. (TAY Sayfasından)

(2) Bu kitabın Türkçe PDF Dosyasına www.acikarsiv.ankara.edu.tr adresinden ulaşabilirsiniz.


Taylan Köken

26 Şubat 2015 Perşembe

Elvan Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Etimesgut –Elvan Mahallesi

Kalıntıların Yeri: Elvan Kalıntıları, Ankara İli, Etimesgut İlçesi, Elvan (Köyü) Mahallesi Anakadın Çeşmesi üstünde, Eski Mandıra mevkiindedir.

Kalıntı Bilgileri: Elvan Köyünün Anakadın Çeşmesi üstünde, Eski Mandıra Mevkiinde bulunan kalıntılar SİT Alanı olarak tescillenmiştir. Bu kalıntıların günümüzde hangi durumda olduğunu bilemiyoruz.
Kalıntılar 1991 yılı Koruma Kurulu kararıyla 1. ve 3. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenmiştir.          
Taylan Köken

22 Şubat 2015 Pazar

Kale Tepe Kalesi / ANKARA / GALATİA / Elmadağ –Edige Köyü

Yerleşimin Yeri: Kale Tepe Kalesi / Yerleşimi, Ankara İli, Elmadağ İlçesi, Edige Köyü Kaletepe Mevkiindedir.
Edige Kale Tepe Uydu Görüntüsü
Edige Köyü ve Kale Tepe Bilgileri: Edige Köyü bölgede Türklerin ilk iskan yerlerinden biridir. Kayıtlarda eski adı Ediki ve Edike olarak geçmektedir. Bu ismi araştırdığımızda Edik kelimesine ulaştık. “Kısa Çizme” anlamındadır.
Edige Köyü içinde Helenistik ve Roma Döneminden kalma antik malzeme görülmektedir.

Kale Tepe Kalesi: Sayın Levent Egemen Vardar ve Nalan Akyürek Vardar’ın 1999 yılı yüzey araştırmalarında incelediği bir yerleşimdir.
Köyün yaklaşık 1km doğusunda yer alan 940 m rakımlı bir tepe üzerindedir. Güneyinde Porsuk Deresiyle kuzeyindeki Kale Deresi arasında yüksekliği 50 m’yi bulan ve birbirine 200 m uzaklıkta olan iki tepeden oluşmaktadır. Doğuda bulunan tepe üzerinde seramik ve mimari bakiyeler tespit edilmiştir. Bu tepenin batısında aralarında 25m mesafe bulunan, uzunluğu 10-15m kadar gözlenen iki sıra duvar bakiyesi tespit edilmiştir.
Yüzeyde bulunan seramik kırıntılarına göre Kale / Yerleşim Helenistik ve Roma Döneminde iskân görmüştür.              
   
Kaynak: www.ankararehberi.com / Levent Egemen Vardar-Nalan Akyürek Vardar –Galatia Bölgesi Kaleleri /Yerleşmeleri Yüzey Araştırması: Ankara ve Kırıkkale illeri 1999 -18. Araştırma Sonuçları Toplantısı Cilt:2-2000

Taylan Köken

20 Şubat 2015 Cuma

Deliler Kalıntıları / ANKARA / GALATİA / Elmadağ –Deliler Köyü

Kalıntıların Yeri: Deliler Kalıntıları, Ankara İli, Elmadağ İlçesi, Deliler Köyü içindedir.

Deliler Köyü ve Kalıntı Bilgileri: Deliler Köyü Oğuzların 24 boyundan biri olan Avşar /Afşarlara bağlı Delüler Aşireti tarafından kurulmuştur. Türklerin bölgedeki ilk iskan yerlerinden biridir. Köy Ankara Saman Pazarında bulunan Yakup Bey Mezarı vakfıdır.
Köy içinde Roma ve Bizans Döneminden kalma antik malzeme görülmektedir.
         

Taylan Köken