28 Temmuz 2020 Salı

Nodar Han / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Yarpuz Mahallesi

Nodar Hanın Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Yarpuz Mahallesi Alacabeli Tepesinde bulunan handır. Gözlerden uzak olan, Osmanlı yapısı ata yadigarı han, defineci terörü ile yok olmak üzeredir.  

Yarpuz (Dorul) Bilgileri: Yarpuz, Seydişehir’den Akseki yönüne doğru ilerlerken yol üzerinde gelinen ilk yerleşim birimidir. Eski Konya yolu burayı görmeden Cevizli üzerinden Beyşehir ve Seydişehir’e ulaşıyordu. Yarpuz çevresindeki bir han yıkığı yeni açılan Seydişehir-Yarpuz yolunun çok önceleri de kullanıldığını göstermektedir. Öyle ki bu yol üzerindeki Alacabel Mevkiinde Loda Hanı (Nodar Hanı olmalı T.K.) olarak isimlendirilen bir han kalıntısı bulunmaktadır. Bozkır çevresindeki yaylalarla iç içe yaylalara sahip Akseki köylüleri zaman zaman bu yaylalardaki antik malzemeleri köy ve kasaba merkezlerine getirerek burada sergilemektedirler. Yarpuz Belediye Bahçesindeki bir ostotek gövdesi Bozkır topraklarındaki Manavgat göçerlerinin kullandığı Dibektaşı Yaylası antik yerleşmesinden getirilmiştir.(1)

Nodar Han

Nodar Han

Nodar Han Bilgileri: Han bilgilerinin Koruma Kurulu Kararı bilgilerinden aynen aktarıyorum. Nodar Hanın 1993 yılında Anıt eser olarak tescillendiğini belirtelim. 

Nodar Han bir çökelti çukuru içine gri renkli yöresel taşlardan yapılmış, doğu-batı aksında inşa edilmiştir. Yapısında kesme taş veya mermer kesinlikle kullanılmamıştır. Dikdörtgen planlı, avlusuz, girişi güneyde ortadadır. Plan olarak ortada bir giriş, bu girişin kapalı giriş bölümünün doğu ve batısında üç kaburga ile dörde bölünmüş kanatları vardır. Yani simetri hakimdir. Ortadan doğu ve batısı çok hafif kapanıktır. Aynı taşlardan biraz daha düzenlenerek yüz ve köşeler oluşturulmuş küçük taşlardan oyak üzerinden yükselen kaburgalar üzerine bindirilmiş çatısı, sivri kemer tipi tonoz örtülüdür. Tek neflidir. Güneye, yola ve yol üzerindeki sarnıca bakan yüzünde görülen aşağı yukarı 30 x 40 cm. boyutlarında, dört küçük penceresi vardır. Ortadaki antre bölümü üzerinde, tonozun güney yüzünde havalandırma bacası bulunmaktadır. Orta bölümün iki yanı kemerli bir kapı geçiti ile yan bölümlere kısmen kapalıdır. Süslemesiz kemerli kapı girişi önünde küçük bir yapı kalıntısı görülmektedir. Hanın ölçüleri ise dıştan dışa yaklaşık 6.50 x 40 m. boyutlarında ve yaklaşık 5 m genişliğindedir. Tabandaki dolgudan sonra yaklaşık 3.50 m. yüksekliğindedir. Taban - tavan yüksekliği iç mekândaki dolgudan dolayı kesin belli değildir.(2)

Kaynak: (1) Yard. Doç. Dr. Mustafa Yılmaz Yard. Doç. Dr. Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları / Ahmet Adil Tırpan Armağanı / Ege Yayınları / 2012. (2)  Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005.

Not: Fotoğraflar www.star.com.tr adresinden alınmıştır. Teşekkür ederim.

Taylan Köken


24 Temmuz 2020 Cuma

Söyler Kalesi / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Süleymaniye Mahallesi

Söyler Kalesi Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Süleymaniye Mahallesinin güneybatısında kuş uçumu 5 km uzaklıkta yer alır.

Söyler Kalesi
Söyler Kalesi

Söyler Kalesi

Söyler Kalesi Bilgileri: Yaklaşık olarak 5x5 m ölçülerinde kale planlı bir kuledir. Kesme taştan inşa edilmiştir. İki katlı kuleye giriş güney duvarındaki her iki katın ortasından yapılmaktadır. Günümüze gelen yüksekliği 10 m olup, ikinci kat çökmüş durumdadır. Bulunduğu konum gözetlemeye uygun değildir. Bu yüzden Roma döneminde Kule-Çiftlik binası olarak yapıldığı düşünülmektedir. Söyler Kalesi, 2001 yılında Koruma Kurulu kararıyla 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenmiştir.(1)

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın Söyler Kalesi bilgelerini aynen aktarıyorum: Söyler Mağarasının giriş kısmından sağa doğru bakıldığında 3 km kadar uzakta ormanlık saha içerisinde yer alan bir kulenin üst kısımları görülmektedir. Yerlilerin Söyler Kalesi olarak isimlendirdiği kule hemen önündeki antik yolu tutmaya yönelik inşa edilmiş olmalıdır. Köşeleri düzgün kesme taşlarla, diğer bölümleri ise moloz taşlarla yapılan kule içten 5.5x5.5 ölçülerindedir. 9 m’yi bulan yüksekliği ile kule iki katlı olarak yapılmıştır. Düzgün iri taşlı bir temel üzerinde yükselen kulenin ikinci katına geçiş tonoz bir örtüyle sağlanmış fakat tonoz örtü günümüzde büyük oranda yıkılmış ve ortaya çıkan açıklıktan ikinci katın penceresi görülmektedir. Yıkıntılar sebebiyle içerde biriken molozlar kuzey yöndeki kapı açıklığını kapatmış durumdadır.(2)

Söyler Kalesi hakkındaki son değerlendirme Sayın Mustafa Adak ekibi tarafından bölgede yapılan çalışmalar ışığında yayınlanmıştır. Aynen aktarıyorum: Rhodon’un ürünlerini depolama amaçlı açtırdığı Karadağ Mağarası’nın sadece 850 m. kuzeybatısında Söyler Kalesi yer almaktadır. Burası da Emerye Kalesi gibi dikdörtgen planlı ve üç katlı bir kule olup onunla aynı işlevi görmektedir. Karadağ Mağarası’yla Emerye Kalesi’nin Rhodon ve ailesinin mülkiyetinde oldukları bilindiğine göre, bunların hemen yakınında konumlanan Söyler Kalesi’nin de Kagrailı Rhodon ve ailesine ait olabileceğini düşünmekteyiz. Bu belgelerden hareketle Rhodon ve ailesinin geniş arazilere sahip olduklarını ve köleleri aracılığıyla işlettikleri bu arazilerden hatırı sayılır tutarda gelir elde ettiklerini anlıyoruz.(3)

Kaynak: (1) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005. (2) Yard. Doç. Dr. Mustafa Yılmaz Yard. Doç. Dr. Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları / Ahmet Adil Tırpan Armağanı / Ege Yayınları / 2012 (3) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Not: Fotoğraflar https://mapio.net/pic/p-10460686/ adresinden alınmıştır. Teşekkür ederim.

Taylan Köken

23 Temmuz 2020 Perşembe

Taşlıca Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Taşlıca Mahallesi

Taşlıca’nın Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Taşlıca Mahallesinde dağılmış kalıntılar ve bir Osmanlı Köprüsü mevcuttur.

Taşlıca Bilgileri:  Eski adı Kilisali olan Taşlıca köyünüm adı kayıtlarda Murt köyü ile birlikte anılmaktadır. Taşlıca maa Murt, Murt dahil Taşlıca köyü anlamındadır. Murt bir zamanlar nahiye merkezi olmuştur. Taşlıca’nın kesin kurulu tarihi bilinmemesine rağmen Roma dönemine dek uzanan bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.(1)

Üçlü Kemer Köprü Bilgileri: Köprü Osmanlı dönemi yapısı olup, Taşlıca Köyü, Yeni Mahalle, Uludere üzerindedir. Kemerler kesme taştan, ayaklar ve gövdesi moloz taş ve kireç harç ile yapılmıştır. Genel olarak sağlamdır. Ancak doğu taraftaki kemerinin alt kısmından bazı kemer taşları düşmüştür. Yaklaşık 26 m. uzunluğunda, 4 m. genişliğinde, 5 m. yüksekliğindedir. Üç kemeri de sivri tipte yapılmıştır.(2)

Kaynak: (1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Ta%C5%9Fl%C4%B1ca,_Akseki Erişim Tarihi: 22.07.2020 (2) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005

Taylan Köken


6 Temmuz 2020 Pazartesi

Akroterion/Prostanna...

Eğirdir Sivrisi ve Prostanna
Eğirdir Sivrisi ve Prostanna Kenti

Akroterion/Prostanna: Günümüzde Isparta ili Eğridir ilçe antik adıdır. Pisidia bölgesi kentlerinden biridir. Isparta’dan Eğirdir merkezine yaklaşırken antik dönemde Mons Viarus olarak anılan dağ Zeus’un tapınım gördüğü bir kült alanıdır. Bu yükseltiye günümüzde Eğirdir Sivrisi denmektedir. Akroterion kenti bu tepenin üzerindedir. Kent hakkındaki bilgileri Isparta Arkeolojik Miras (Süleyman Demirel Üniversitesi) sitesinden aktarıyorum:  

III. Gordianus Dönemi sikkesinde görülen Mons Viarus ve bir ağaç tasviri de muhtemelen bir ağaç kültüne, dolayısıyla dağ yakınlarında bulunan açık hava tapınım yerine işaret etmektedir. Günümüzde Eğirdir Sivrisinde yapılan bazı şenlikler geçmişten bu yana süregelen bir geleneğin halen devam ettiğini düşündürmektedir. Eğirdir Sivrisinin güneyine kurulmuş olan Prostanna; akropolis, agora ve akropolisin kuzeydoğu-doğusundaki yerleşim alanlarından oluşur. Prostanna akropolisinin etrafı sur ve dokuz kule ile çevrilmiştir. Kentin savunmaya verdiği önemin bir diğer göstergesi Eğirdir Sivrisi’nin güney yamacına inşa edilen, ilk evresi Hellenistik Dönem’e tarihlenen ancak, Geç Antik Dönem’de yeniden güçlendirildiği anlaşılan savunma duvarıdır. Kentin agorası ile agorada bulunan kamusal ve dinsel yapılar akropolisin kuzeyindeki dikdörtgen biçimli düzlükte yer almaktadır. Sivil iskân alanları ise akropolisin kuzeydoğusundaki teraslara yayılmıştır.

Prostanna Antik Kenti, Doç. Dr. Fikret Özcan ve ekibi tarafından Psidia Bölgesi Yüzey Araştırmaları kapsamında araştırılmıştır. 2016 yılında Fikret Özcan ve Fatma Kızılyalçın’ın Prostanna Antik Kenti makalesi çok değerli bilgiler vermektedir.  

Kaynakça: www.ispartaarkeolojikmiras.sdu.edu.tr

Taylan Köken


28 Haziran 2020 Pazar

Sinope/Sinup...

Sinope/Sinup: Günümüzde Sinop şehrinin antik adıdır. Paphlagonia bölgesi kentlerinden biridir. İsim neredeyse Milet(os) kolonizasyon şehri olarak kurulduğundan beri aynı şekildedir.(1) Sinop tarihi İlk Tunç Çağına kadar uzanmakla birlikte, MÖ.756 yılında Milet şehrinden bölgeye gelen göçmenler tarafından yeniden kurulur. Helenistik döneme ithaf edilen tüm koloni şehirleri gibi kuruluşu bir efsaneye dayandırılır. Kimi rivayetler Sinope’un bir Amazon kraliçesi olduğu üzerinedir. Genel kabul görmüş bir diğer efsane şu şekildedir: "Efsaneye göre tanrıça Sinope ırmak tanrısının kızıdır. Zeus, Sinope'a aşık olur. Her dilediğini yerine getireceğine söz verir. Sinope kızlığına dokunmamasını ister. Tanrı yemine bağlı kalarak onu kız bırakır. Bugünkü Sinop'un olduğu yere gelir."

Kuruluşunun ardından, MÖ. 630 yılında ikinci bir koloni (sömürge, göçmen topluluğu ya da bu topluluğun yerleştiği yer) grubu Sinop'a  yerleşmiştir. Şehrin surlarının büyük bir olasılıkla kolonize (koloniler halinde yaşanan) devirlerde yapıldığı tahmin edilmektedir.

7. yüzyıl başlarında Sinop, Anadolu'ya Kafkaslar üzerinden gelen Kimmer’ler tarafından, 6. yüzyıl ortalarında da İran'dan gelen Perslerin istilasına uğramıştır.(2)

Kaynakça: (1)Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi- 1993 (2)Sinop Kaymakamlığı

Taylan Köken


25 Haziran 2020 Perşembe

Gevale/Kevele/Gevele...

Gevale Kale

Kevele/Gevele/Gevale/Kavala/Kabala/Kaula: Günümüzde Konya ilinin batısında günümüzde Gevele/Kevele olarak anılan ilk çağlarda köy veya kasaba büyüklüğündeki bir yerleşim yeri. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise 14 ve 15. yüzyıllarda, Anadolu Beylikleri döneminde Gevale kalesi olarak adı geçen yer hakkında şu bilgileri vermektedir: "Tarihlerde Gevale imJasıyle yazılan ve Gevele denilen kale Konya yakınında Sille civarındaki -Konya ile Altınapa yolu üzerinde- dağın eteğinde olup dağın bir adı da Tahtalı Dağ'dır. Gevele, Büyük ve Küçük olarak ikidir. Üzerinde kale bulunan Küçük Gevele olup İbrahim Bey buraya kaçmıştır".(1)

Gevale Kalesi kazıları resmi sitesinde verilen bilgiler ise biraz daha farklıdır: Gevale isminin kaynağı ve kullanımı konusunda çeşitli görüşler ve kullanımlar bulunmaktadır. İ. Hakkı Konyalı, Gevale isminin Friglerin dişi yer tanrısı olan Cybele’den geldiğini söyler. Bu isim çeşitli dillerde harflerin farklı şekillerde okunması ve değiştirilmesi ile Sibel, Sibele, Kübel, Kübele, Küvel, Küvele, Kiveli, Kivele, Kevele, Kebele, Hubel, Hobal gibi bazen de kelimenin birinci harfi biraz yumuşatılarak Gevale ve Gebeie gibi okunmuştur. Bu kalenin kuzeydoğusunda bulunan ve bölgeye yakın bir yerleşim yeri olan Silleliler ise Gevelle veya Gevale olarak adlandırmışlardır. Kalenin burçları, uzaktan takke gibi göründüğü için bu dağa Takkeli Dağ’da denilmektedir.

Gevale adı tarihi kaynaklarda ve seyahatnamelerde ise farklı şekillerde geçmektedir. İbn-i Bibi, Ahmet Eflâkî, Hoca Sadeddin Efendi’nin eserlerinde Gevale olarak geçerken, diğer yayınlarda Kevele, Kirale, Gavele, Kaballa, Kevale, Kavala ve Kabala, Gâvele gibi çeşitli şekillerde kullanılmıştır.(2)

 

Kaynakça: (1)Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi- 1993.

(2)www.gevale.com  

 

Taylan Köken

13 Haziran 2020 Cumartesi

Gangra...

MS.100 Germanicopolis Sikkesi

Gangra/Kankra/Germanicopolis: Günümüzde Çankırı’nın antik adıdır. Kankra olarak da isimlendirilen Çankırı’nın Helenistik dönemden beri kullanılan halidir. Gangra Antik kenti Paphlagonia bölgesi kentlerinden olarak sayılmaktadır.    

Gangra’nın “Tiftik Keçisi” anlamına geldiği rivayet edilir. Gangra’nın Paphlagonia dilinde keçi olduğu söylenmiştir. Germanicopolis adı ise “Germanicus Kenti” anlamındadır. Gangra, Roma İmpratorluğu döneminde bu adı almış ve bu isimle sikkeler darp etmiştir. Sikkenin ön yüzünde Herakles, arka yüzünde Apollon görülmektedir. 


Kaynakça: Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi- 1993

 

Taylan Köken


11 Nisan 2020 Cumartesi

Belirsırma/Perisrtrema...


Belisırma: Ihlara vadisinin sonunda bulunan köyün adıdır. Ihlara vadisi antik kaynaklarda Peristremma/Peristrema olarak geçmektedir. Belisırma bu adın bozulmuş halidir.
Peristrama, Peristrema, Peristremma kelimeleri Peristrepho fiiliyle bağlantılı olup,  Helen dilinde "Çevresinde dönmek, çevresinde döndürmek" anlamlarına gelir.

Kaynakça: Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi -1993.

Taylan Köken

9 Nisan 2020 Perşembe

Asbamaion (Zeus) Havuzu...


Asbamaion: Tyana antik kentindeki kutsal havuz. Tyana, Niğde Bor ilçesi yakınında bulunan Kemerhisar kasabasındaki antik kentin adıdır. Helenistik dönemde Zeus adına tapınım yapılan ve Asbamaion Zeus olarak literatürde anılan Roma döneminden kalma kutsal havuzdur.  

Philostratos'un ve Ammianus Marcellinus'un yapıtlarında bu havuzdan söz edilmektedir. Zeus’un bir çeşitlemesi olan Asbainaios’un yeri anlamındadır.

Kaynakça: Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi -1993.

Taylan Köken

7 Nisan 2020 Salı

Sangarios / Sakarya Nehri...


Sangarios: Günümüzde Sakarya Nehrinin adı. Sangarios Helencedir. Kök olarak Sankara/Sangara kelimesinden türemiş olabilir. Bilge Umar’a göre Luvi dilinden gelme bu isim “Kutlu” “Kutsal” “İyi, güzel” “Swa” ön takısıyla S(wa)-Anka-(u)ra yani “Kutsal Anka” olmalıdır. Ankara ilinin adının da bu nehirden gelmiş olabileceği düşünülebilir.

Bütün ırmaklar gibi o da Okeanos'la Tethys'in oğlu sayılır. Troya kraliçesi Hekabe onun kızıymış derlerdi. Sangarios adına Phyrigia bölgesinde geçen birçok mitolojik hikayede geçmektedir. Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğünden bu hikayeleri onun anlatımıyla aktarmak istiyorum:
Pausanias'ın anlattığı Agdistis efsanesi ana tanrıça Kybele'nin Pessinus'taki kültüne ilişkin bir efsanedir. Zeus bir gece düş görerek tohumunu yeryüzüne döker. Bundan hünsa bir varlık doğar: Agdistis. Hem kadın, hem erkek olan bu yaratığı tanrılar ele geçirir ve erkeklik uzvunu kesip atarlar, uzuvdan bir badem ağacı meydana gelir, ırmak tanrı Sangarios'un (Sakarya) kızı bu ağaçtan bir badem koparıp göğsüne saklar, bundan gebe kalarak Attes (başka kaynaklara göre Attis) adlı bir oğlan doğurur. Onu dağa bırakır. Attes büyüyünce öyle yakışıklı, öyle eşsiz güzellikte bir delikanlı olur ki o zaman salt kadın olan Agdistis ona âşık olur. Ne var ki Attes Agdistis'ten kaçmak İçin Pessinus'a gider ve orada kralın kızıyla evlenmeye kalkışır. Tam düğün gecesi düğün ezgileri söylenmektedir ki Agdistis birdenbire çıkagelir. Attes onu görünce çıldırır ve erkekliğini keser, Pessinus kralı da aynı şeyi yapar. Attes ölür, Agdistis de sevgilisinin bedeninin bozulmamasını sağlar.

Bu efsanenin başka bir anlatımı da şöyledir: Phyrgia ilinin sınırlarında Agdos adlı ıssız bir kaya varmış, orada Kybele tanrıçaya bir taş biçiminde tapılırmış. Zeus tanrıçaya tutulmuş, onunla birleşmeyi başaramayınca tohumunu bir kayanın üstüne bırakmış. Bu tohumdan Agdistis doğmuş, hünsa imiş, Agdistis'i Dionysos sarhoş ederek erkekliğinden etmiş; uzvundan bir badem ağacı çıkmış, bunun meyvesini Sangarios ırmağının kızı Nana göğsüne almış, gebe kalıp Attes'i doğurmuş. Sangarios Nana'ya çocuğu dağa bırakmasını buyurmuş. Bebek gelen geçenin ilgisini çekmiş, onu bir tekenin sütüyle beslemişler, tekenin sütü olamayacağı halde, adının Phrygia dilinde teke anlamına gelen "attagus" teke ile ilişkisini göstermektedir. Ne var ki bu attagus sözcüğü "güzel" anlamına da gelebilir. Her neyse Agdistis ile Kybele ikisi birden gönül vermişler bu güzel delikanlıya, ama Phrygia kralı Midas onu kendi kızına almak istiyormuş. Derken Agdistis Attes'i çıldırtmış, delikanlı bir çam ağacının dibinde erkekliğini keserek can vermiş.

Kybele tanrıça onu gömmüş, toprağa akan kanından biten menekşeler dibinde öldüğü çamı çepeçevre sarmışlar. Midas'ın kızı da umutsuzluğa düşerek canına kıymış, Kybele onu da gömmüş ve onun mezarı üstünde de menekşeler bitmiş. Ayrıca mezarı üstünde bir badem ağacı büyümüş. Agdistis Zeus'a yalvarmış Attis'in bedeni hiç bozulmadan kalsın, çürümesin diye, Zeus da bu dileğini yerine getirmiş. Attis'in saçları büyümeye, küçük parmağı da oynamaya devam edecekmiş. Bu sözü aldıktan sonra Agdistis sevgilisinin ölüsünü Pessinus'a götürmüş, orada gömmüş ve anısına bir bayram ile bir rahip heyeti kurmuş.

Bu efsanelerde Agdistis ile ana tanrıça Kybele birbirine karışmaktadır. Motifleri toprak bereketini ve bitkinin öldükten sonra yeniden dirilmesini simgeleyen bu efsaneler daha çok alegorik birer anlam taşır. Bunlardan amaç, Pessinus'taki Kybele kültünde rahiplerin belli zamanlarda ve törenlerde erkeklik uzuvlarını kesmelerinin nedenini ve kaynağını anlatmaktadır. Kybele tanrıçanın ise Anadolu'da ve çevrede tarih öncesi çağlardan Roma devrine değin çeşitli adlarla tapım gördüğü herkesçe bilinmektedir (Kybele).

Sangarios (Sakarya) ırmağının kızı, Agdistis-Attis efsanesinde adı geçer. Halikarnas Balıkçısı serüvenini şöyle anlatır (Hey Koca Yurt, s. 23):
"Sakarya ırmağının kızı, su perisi Nana, sıcak bir günün akşamı serinlemek için, kendini Sakarya suyuna atmış. Şıpır şıpır yıkanırken, bir badem ağacının dalı üzerine eğilmiş. Su perisi bademi kırıp soymuş. Beyaz badem içini yemeden önce, her nedense, badem içinin aklığını, teninin aklığı üzerine tutmuş. Badem içini, yumuşak iki göğsü arasında tutarken, hayret ve hayranlıkla bakakalan gözleri önünde tuhaf bir şeyler olmaya bağlamış: Sanki badem içinin ve göğsünün aklığı eriyerek birbirine karışmaya koyulmuş. Nana böyle bakadururken, içine tatlı bir baygınlık yayılmış. O sıralarda güneş, pembe pembe batmaktaymış, bütün dünya pespembe bir boşluk olmuş. Uyandığında yıldızlar pırıl pırılmış. Tatlı tatlı esnerken, gebe kalmış olduğunun farkına varmış. Dokuz ay sonra, yüzüne; bakılmayacak güzellikte bir oğlan doğurmuş".

Geç ilkçağın mitograflarının yazdığı bir efsaneye göre, Nikaia Sangarios (Sakarya) ırmağı ile tanrıça Kybele'nin kızıdır. Kız oğlan kız kalmaya ant içen bu nympha erkekten kaçar, yalnız avcılıktan hoşlanırmış. Hymnos adlı bir çoban gönül vermiş ona, ama Nikaia delikanlıyı yanına yaklaştırmamış, karşı koymaya çalıştığı bir anda da attığı bir okla onu yere serip öldürmüş. Tanrı Eros kızın bu davranışına çok içerlemiş ve Dionysos'a ait olacağına karar vermiş. Nikaia'yı derede yıkanırken çıplak gören şarap tanrı kıza tutulmuş, kendisini Hymnos gibi öldürmeyi kurduğunu anlayınca da, Nikaia'nın su içtiği bir ırmağa şarap karıştırmış. Kız sarhoş olunca Dionysos muradına ermiş. Nikaia gebe kalmış. Önce canına kıymayı denemiş, ama sonra tanrıya boyun eğmiş ve ona birçok çocuklar doğurmuş. Dionysos da Hindistan'a yaptığı yolculuk dönüşünde Nikaia'nın şerefine bir şehir kurup ona sevgilisinin adını vermiş. Bu şehir ilkçağda Nikaia, bugün İznik diye anılan şehirdir.

Kaynakça: Azra Erhat- Mitoloji Sözlüğü –Remzi Kitabevi -1996 / Bilge Umar –Türkiye’deki Tarihsel Adlar –İnkılap Kitabevi -1993

Taylan Köken