12 Ağustos 2020 Çarşamba

Kotenna Antik Kenti / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Menteşbey Mahallesi

Kotenna Kentinin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Menteşbey Köyü (Mahallesi) yakında bulunan Kaletepe üzerindeki kalıntılardır.

Kotenna ve Erymna kentlerinin
Menneas onuruna aldıkları ortak karar.
© Ümit Durak
Kotenna, Menteşbey Mahallesi.
© Ümit Durak

Kotenna Bilgileri:  Kentin adının nerden geldiği hakkında bir bilgi yoktur. Osmanlı döneminde Gödene olan yerleşim yeri Kotenna’nın evrilmiş halidir. Son olarak Menteşbey adıyla anılmaktadır. Gödene haliyle çok daha güzel bir ismi vardır. Gödene adının Goden Krallığından gelmiş olması savı bir hayli zorlamadır. Yapılan son çalışmalar ve epigrafik değerlendirmeler sonucunda Etenna, Kotenna ve Erymna kentlerinin halkının aynı olduğu ve Katenneis adını taşıdığı belgelenmiştir.

            Etenna, Kotenna ve Erymna gibi bilinen yerleşimleriyle başlangıçta Pisidia, İ.S. 4. yüzyıldan sonra da Lykaonia sınırlarında değerlendirilen Akseki bölgesinde, başlangıçta kendi başlarına yaşayan savaşçı, yerli kavimler varken bu toplulukların sonraları Roma egemenliğine girdiği ve Roma’ya vergi verdiği anlaşılmaktadır.  İ.S. 3. yüzyılda geçirdiği sarsıntılara, doğu Pisidya’da eşkıya huzursuzlukları eklenir.  İ.S. 284 - 305 yılları arasında başta olan İmparator Diokletian döneminde Pisidya tarihinde ilk kez bir eyalet haline getirildi. İ.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Bizans çağını yaşamaya başlayan Pisidya’da pek çok kentin varlığını sürdürdüğü, Kilise kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ancak bu bölgede yaşayan ve tümü ilkel ve kavgacı olarak bilinen Oroandlar, Homonadlar ve İsaurialılar Roma’ya hep sıkıntı vermiştir. Pamfilya Denizi’nden, Side’den kuzeye, Etenna ve Kotenna’dan geçen iki ayrı yolla Göller Bölgesi ve Konya’yla Orta Anadolu’ya geçit veren vadi bu konumuyla her çağda önemsenmiş ve yerleşimler kurmak için de seçilmiştir.

            Günümüz Gödene ilçesinde bulunan kalıntılar Strabon’da “Katenneis”, Hierokles’de “Kotana” olarak anılır. 431'de Efes’te ve 451’de Kalchedon’da yapılan konsiller toplantısına Kotenna’nın bir temsilcisi de katılmıştır. Yazıtlar Kotenna'nın bugünkü Gödene olduğunu kanıtlar. Antik yerleşimden taşınmış heykel, seramik ve figürinler yakın zamanlara kadar okulda korunmaktaymış. Köy evleri duvarlarında antik malzemeye bugün de sıkça rastlanmaktadır.

            Gödene ilçesinin batısında yükselen, tüm araziye egemen korunaklı bir tepede yerleşim izleri genellikle ana kaya tabanlardan izlenir. Ayakta kalanlar ise geç dönem sur duvarlarıdır. Ana kaya olabildiğince verimli biçimde kullanılmış, kalan kısımlar örülerek tamamlanmıştır. Yapılar çoğunlukla ana kaya tabanlarından tanımlanabilmektedir. Alt ve üst teraslar arasında ana kayaya açılmış basamaklar geçit vermektedir. Ana kayadan yararlanılıp basamaklı birçok katlılık oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Sokaklar gibi su akıntılarına karşı yapılan işçilikler de ortaktır. Evlerin arkalarından ana kayaya açılmış arklar yağmur sularını kanalize etmektedir. Kalıntılar arasında kült döşemeleri görülür. Tepenin doğusunda, sarp eğimin başlangıcında kısmen ayakta kalmış geç dönem sur duvarları izlenmektedir. Tepede geç dönem seramikleri bulunmuştur.(1)

Diğer bir çalışmada Kotenna Antik Kenti bilgileri şu şekilde:

            Kotenna şehrinin kalıntılarının da yer aldığı bugünkü Menteşbey Köyü, Ayıntıras, Kayabaşı, Tuzluk Koyak Mevkii ve Tarsus Dağları arasında kurulu modern bir yerleşimdir. Yer yer antik kalıntı izlerine rastlanan Tepe Dağı, Mallas ve Ambullas Mevkilerinden ziyade Kale Tepe olarak bilinen antik Kotenna şehri kalıntılarının yer aldığı güneydeki Melas (Manavgat) Çayı’na12 hâkim tepe kayda değer antik kalıntıları bünyesinde barındırmaktadır.

            Kale Tepe’nin güney yamaçlarında bir blok taş üzerinde kanatları açık bir kartal kabartması ile başka blok taş üzerindeki kalkan ve zırh betimi makiliklerle kaplı arazide terk edilmiş durumdadır. Kale Tepe’nin yine güney yamacında yazıtsız bir sunak dikkati çekmektedir. Sunağın hemen yanında yer alan 1.70x0.93x0.55 m ölçülerindeki iri bir blok üzerinde ise üç gruptan oluşan uzun bir yazıt yer almaktadır (Res. 3). Anıtsal bir yapıya ait olması gereken bloğun üst profili üzerinde tek satır, altında ise solda 12, sağda 16 satırdan oluşan iki ayrı yazıt grubu yer almaktadır13.

            Menteşbey (Gödene) Büyük Mezarlık içinde çok sayıda sütun gövde ve başlıkları yer almaktadır. Bunlardan bir grup ion başlığı musalla taşı olarak kullanılmıştır. Mezarlık içinde ise kadın büstü betimli bir sunak dikkati çekmektedir. Köy içindeki bir evin avlusunda korunan düzgün kesme taşlı uzun bir duvar ise buradaki anıtsal bir yapıya işaret etmektedir.(2)

Son çalışmamış ise Akseki Arkeolojisi hakkında ekipleriyle birlikte değerli çalışmalar yapan Mustafa Adak hoca ve yardımcılarının yayınladığı kitapçıktan olacak:

            Geniş Pisidya topraklarının güneydoğusunu Hellenistik ve Roma dönemlerinde Katenneis halkı iskân etmişti. Strabon bu dağ sakinlerinin batıda Selgeliler, doğuda ise Homonadlar ile komşu olduklarını belirtmekte, ayrıca Pisidyalılar’ın “büyük kısmı Torosların dağlık kısımlarında yaşamaktadır, ancak bazıları Pamfilya kentleri Side ve Aspendos’un kuzeyinde, zeytin ağaçlarının yetiştiği engebeli alanlarda otururlar. Bunların kuzeyindeki dağlık alanı Selgeliler’e ve Homonadlar’a komşu olan Katenneis halkı iskân etmiştir.” demektedir. Bu ve diğer bilgilerden yola çıkarak Katenneis halkının yaşam alanı olarak; Akseki İlçesi’nin güney kısmını, İbradı İlçesi’nin tümünü ve Manavgat İlçesi’nin kuzeydoğusunu gösterebiliriz. Kavimin adı Kotenna (eski ismi Gödene, bugün Menteşbey Mahallesi) kent ismine yansımıştır.

            Katenneis halkının diğer iki önemli merkezi Kotenna ve Erymna’nın erken dönemlerde belgelenmemiş olmaları bunların uzun süre Etenna’nın himayesinde kaldıklarını ve ancak Hellenistik Çağ’ın ilerleyen evresinde bağımsızlıklarına ulaştıklarını akla getirmektedir. Aralarında sadece 6 km. mesafe bulunan, ancak Melas Çayı’nın geçit vermeyen vadisi tarafından birbirinden ayrılan bu iki kent arasında yakın bir bağ mevcuttu. Nitekim Ormana’da bulunan ve Zeus Tastledeas rahibi Menneas’ın onurlandırılmasına dair her iki kentin almış oldukları müşterek karar, bunların ikisi bağımsız olmakla birlikte ortak hareket edebildiklerine dair güzel bir örnek sunmaktadır. Bununla birlikte, bağımsız olmalarına rağmen iki kent de tarihlerinin hiçbir evresinde sikke basmamış, Etenna ve diğer komşu kentlerin tedavüldeki sikkelerini kullanmakla yetinmişlerdir.

            Katenneis halkını temsil eden bu üç kentten sadece Kotenna günümüz Akseki ilçe sınırları içerisinde kalmaktadır. Yüksek bir tepe üzerinde kurulan kentte günümüzde ayakta fazla yapı kalmamıştır. Yamaçta yer alan konutlar heyelan sonucu büyük oranda kaybolmuştur. Aşağıda tanıtacağımız iki kitabe sayesinde tepedeki yerleşim alanında bir Artemis ve bir de Zeus Tapınağı’nın varlığını biliyoruz. Tepenin yamacında kısmen korunmuş bir yapının yıkıntıları arasında görülebilen büyük sütun parçaları ve oturma sıraları gibi mimari ögeler, söz konusu binanın resmi bir yapı olması gerektiğini göstermektedir. Tepenin köye bakan kuzey ve batı yamaçlarında Bizans Dönemi’ne ait sur izleri hala takip edilebilmektedir. Antik Dönem yerleşiminin, günümüzde Menteşbey’in kurulu olduğu düzlüğe kadar yayıldığı buradaki önemli yapı kalıntıları sayesinde tespit edilebilmektedir. Tepenin kuzeydoğusunda düzlük arazide bir köy evinin bahçesinde uzanan ve duvar örgüsü dört sıraya kadar korunan muazzam bir yapı kalıntısı, muhtemelen bir tapınağa ait olmalıdır. Benzer bir yapının blokları ise köy çıkışındaki modern mezarlıkta görülmektedir. Antik binalara ait sayısız yapı taşı tepeden indirilerek modern köy evlerinde inşaat malzemesi olarak tekrar kullanılmıştır.

            Kotenna kenti Akseki ilçe sınırlarının güneybatı ve orta kısımlarına hâkimdi. İlkçağ yerleşim izleri göstermeyen Akseki ve yakın çevresi de kanaatimizce Kotenna kentinin himayesinde bulunmaktaydı. Verimli bir ovanın kuzeybatısındaki bir yamaçta kurulmuş olan Akseki’nin tarihi olasılıkla Ortaçağ’dan daha önceye gitmemektedir. Akseki’nin eski ismi Marula ile Latince “Maro” sözcüğü arasında yerel tarihçiler tarafından kurulan bağlantı, aslı olmayan güzel bir yakıştırmadan öteye gitmemektedir. Akseki’de İlkçağ’a ait tek iz kaymakamlığın ön bahçesinde duran bir kabartmadır. Bu da Kotenna kentine ait olup eski kaymakamlardan biri tarafından Gödene’den şimdiki yerine getirilmiştir. Benzer kabartmaları Gödene’de görmek mümkündür. Akseki yakınlarında tespit edebildiğimiz en erken yerleşim izleri güneydoğuda Hüsamettin ile Çimi arasında bulunmaktadır. Akseki ise İlkçağ’da yerleşim alanı olmamış gözükmektedir.(3)

            Kotennalılar’ın danışma meclisi karar aldı. Mademki yaşam boyu Zeus Soter rahibi, Stanamoas oğlu Setas oğlu Neoptolemos, seçkin ve iyi bir insan olarak (ve) proboulos Stanamoas oğlu Setas’ın oğlu olarak, erdemle donanmış bir şekilde imparatorlar için başrahiplik yaptı ve vatanında saygın bir şekilde memuriyetlerini yerine getirdi ve sistemli bir şekilde eirenarkhes’lik yaptı ve tüm leitourgia’larını onur sever ve seçkin bir şekilde tamamladı, gençliğinin başından şimdiye kadar bilge ve de ölçülü bir yaşam sürdü ve tanrıya karşı olan hizmetini her zaman dindar ve onur sever bir şekilde yerine getirdi, böyle insanların kendilerine yakışan bir onurlandırmaya maruz kalması yerinde bir iştir.        Kotennalıların danışma ve halk meclisi onun altın kaplama küçük bir kalkan üzerine çizili bir portre ve bronz bir heykelle onurlandırılmasına, kendisiyle birlikte tüm hane halkının da onurlandırılmasına, heykelinin Artemis’in peribolos’una ya da bir başka yere konulmasına, bu kararın bir kopyasının, halka karşı göstermiş olduğu iyilikseverliğinin herkesçe bilinmesi için taş üzerine yazılmasına karar verdi.(4)

Kotenna kentinin Stanamoas II ve Neoptelemos kardeşler
onuruna aldığı iki meclis kararı
© Attila Durak

Kaynak: (1) Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000 (2) Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları (3) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi (4) Mustafa Adak hocamız ve ekibi tarafından keşfedilen yazıt ve diğer fotoğraflar için Atilla Durak ve Ümit Durak’a çok teşekkür ederim.

Taylan Köken

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Salihler Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Salihli Mahallesi

Salihler’nin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin merkezine 39 km uzaklıkta, eski adı Hotarya olan köyün çevresinde bulunan kalıntılardır.

Kalıntı Bilgileri:  Şimdi Salihler olarak türetilmiş ismiyle varlığını sürdüren köy Osmanlı kayıtlarında Hotarya olarak geçmektedir. Herse Kalesi olarak anılan mevkide bir gözetleme kulesi ve kalıntı izleri vardır.

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın bölgede yapmış olduğu çalışmalarda kalıntılar hakkındaki bilgiler şöyledir:

            Kuyucak Kasabası ile Salihler (Hotarya) Köyü arasındaki sulak bir düzlüğün dağ yönünde ardıç ağaçları ile kaplı alçak bir saha yoğun mimari kalıntıları ile dikkat çekmektedir. Arap Yatağı Hisar Mevkii olarak bilinen tepenin yamaçları ve üst noktaları birbiri ile bağlantılı çok sayıdaki mimari kalıntıları barındırmaktadır. İzlenebildiği kadarıyla kalıntı sahasının dış kısımları ise kalınlıkları yer yer 2 m’yi bulan ve köşeli kulelere sahip sur duvarları ile çevrilidir. Tepenin güneydoğu yönünde ise bir kilisenin apsisi korunabilmiştir.

Kaynak: Mustafa Yılmaz- Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları

Taylan Köken

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Kagrai Antik Kenti? / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Cevizli Mahallesi

Kagrai Kentinin Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Cevizli Beldesi(Mahallesi) kuzeyinde bulunan bir tepe üzerindeki kalıntılardır. Tepe üzerinde Sarı Şeyh Hüseyin Efendi türbesi bulunmaktadır.

Kagrai Kentinin Bulunduğu Cevizli Mahallesi

Kagrai Bilgileri:  Kentin adı Bilge Umar’ın Türkiye’deki Tarihsel Adlar kitabında Kagra, Kagras, Kağras ve nihayetinde Kagrai isimleriyle geçmektedir. Cevizle’de ele geçen yazıtlar ile yeri kesinleşmiştir. Cevizli Akseki merkezinin 31 km. kuzey-kuzeybatısında yer alır. Cevizli Türkleştikten sonra dahi uzun yıllar Kağras olarak anılmıştır. Kagrai Helen dilinde “Kagra halkı” anlamındadır.(1)

Kagrai Koruma Kurulu tarafından 2002 yılında 1. Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescillenmiştir. Bu alandaki buluntular bir antik yerleşimden ziyade, Roma döneminden kalma bir tapınak mezar olarak adlandırılmış olabilir. Bu yüzden kentin bu tepenin eteklerinde veya şimdinin Cevizli’sinde olabileceği düşünülebilir.(2)

Cevizli ve Kagrai hakkında wikipedia sitesinde ilginç bilgilerin bir kısmını olduğu gibi aktarıyorum. Yazarı ve kaynak belirtilmediği için sadece siteyi kaynak olarak belirteceğim.

        Cevizli’nin tarihi ile ilgili günümüze ulaşan en eski kaynaklar, şu anda “Kale” olarak isimlendirilen tepede bulunan M.S. 1. yüzyıla ait kalıntılar ve kitabelerdir. Cevizli’de, 1816’da Otto Von Richter, 1902’de W. M. Ramsay, 1921’de Henry Ardeme Ormerod, 1964-65-66’da George E. Bean ve T. Bruce Mitford tarafından arkeolojik saha çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Bunlara ek olarak 1933’te T. R. S. Broughton, 1980’de Ramsay MacMullen, 1996’da Riet Van Bremen tarafından bu kalıntıları ve antik şehri konu alan akademik yayınlar yapılmıştır. Bu eserlerde Cevizli’nin ismi, batı dillerindeki okunuşlarına göre Cagrai, Cragai, Ghyaras, Kagres, Karas ve Yaras şeklinde de ifade edilmiştir.

            Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda, merkezi Selge’de bulunan Pisidia devletinin soylu bir ailesi bu bölgeye gelir ve yerleşir. Kagreus (Kαγρευς) olarak kitabelerde geçen bu ailenin en önemli ferdlerinden biri olan Kassia Mousaia, “kutsal tepe”ye bir Zeus Tapınağı inşa ettirmiştir. Kendisinden önce vefat eden kocası Hoplon ve oğlu Konis’in de birer heykelini tapınağa yerleştirir. Yakın komşuları olan Zomanalılar (Homonades), Roma İmparatorluğu’na karşı uzun süre direnmiş olsalar da, Pisidia’nın bir parçası olan Kagralılar (Kαγραi)’ın böyle bir direnişi görülmez. Belki de bu yüzden Kassia, Roma kadınları arasında ön plana çıkan bir isme dönüşür.(3)

Cevizli yerleşimi veya Kagrai Antik Kenti hakkındaki bir değerlendirme ise Prof. Dr. Havva İşkan Işık ve Prof. Dr. Nevzat Çelik hocalarımız tarafından Mozaik Dergisinde “Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi” isimli makalede yer almaktadır. Söz konusu bölümü aynen aktarıyorum:

            Cevizli yerleşiminin arkasında yükselen kayalık tepe antik yerleşimin bulunduğu yerdir. En önemli kalıntı, Kolağası Sarı Şeyh Hüseyin Efendi Türbesi’nin yanında oluşturulmuş kaya düzlüğü güçlü bir duvarla genişletilmiştir. Amacın, bu alanda yapı elemanları bulunan yapıya podyum oluşturmak olduğu anlaşılmaktadır. Dar bir alanda yayılmış mimari elemanların niteliği şaşırtıcıdır: Alınlık, sütun, postament, istiridye nişli kemer ve arşitrav bloklarının tamamı bezemelidir. Girlandlı postament ve arşitrav parçası üzerindeki yazıt okunabilir derecede sağlam korunmuştur. Bitkisel bezekler arasındaki portreyle bezenmiş alınlık monobloktur. Kalıntılar bir Roma tapınak - mezarını tamamlamaktadır. Cevizli Parkı’nda da bir korinth sütun başlığı, kasetli ve bezemeli bir tavan bloku ve başka mimari parçalar vardır. Bazı sütun parçaları da mezarlık duvarlarında tespit edilmiştir. Kale kayalıklarının dibindeki bir mağara ve önünün bilinmeyen bir işleve yönelik düzenlendiği kaya işçiliklerinden anlaşılmaktadır.(4)

            Son olarak Kagrai yerleşimi hakkında Prof. Dr. Mustafa Adak ve ekibinin hazırlamış olduğu “İlkçağ’da Akseki Bölgesi” isimli kitapçıktan Kagrai bilgilerini aynen aktarıyorum. Sanırım Kagrai hakkında şimdiye kadar yapılan en derli toplu açıklamalar bu bölümde yer almaktadır.  

            Akseki sınırları içerisinde kalan üçüncü büyük yerleşim Kagrai’dır. Yerleşim izlerini Cevizli Mahallesi’nin kuzeyinde yükselen üç tepe üzerinde görmek mümkündür. Burası Kotenna ve Tityassos ile karşılaştırıldığında daha mütevazı bir yerleşimdir. Yamaçta ana kayanın kullanıldığı yapılarla, yine ana kayaya açılmış basamaklar görülmektedir. Her üç tepe güneyde bir surla tahkim edilmiştir. Bu sura ait bir kule, ortadaki tepede Fatih Sultan Mehmet Han’ın Kolağası Sarı Şeyh Hüseyin Efendi Türbesi’nin yanında durmaktadır. Kulenin hemen arkasındaki düzlükte bulunan inşaat yazıtları ve heykel kaideleri burada vaktiyle bir Zeus Tapınağı’nın bulunduğunu belgelemektedir. Kagrai isminin de geçtiği bu yazıtların büyük kısmı kentin önde gelen ailelerinden Hermogenes soyuna mensup şahıslarla ilişkilidir. Kökenleri Selge kenti olmakla birlikte, bu şahıslar Kagrai’a göç ederek kendilerine burayı vatan edinmişlerdir. Yukarıda değinilen tapınak ise, fragman halinde ele geçmiş arşitrav yazıtında Zeus rahibesi olarak tanımlanan ve bu aileye gelin giden, ama ismi yazıtta maalesef korunmamış olan Musaios’un kızı bir hanım tarafından inşa edilmiştir. Bu aile fertlerine aşağıda daha detaylı değineceğiz.

            Kagrai’ın idari statüsü uzun süredir tartışma konusudur. 1964 yılında yerleşimi ziyaret eden İngiliz bilim insanları Bean ve Mitford buldukları yazıtlarda, Hermogenes soyu mensubu bazı kişilerin Selge yurttaşı olarak bu kent tarafından, ama Kagrai’da onurlandırılmış olmalarından hareketle Kagrai’ın Selge’ye bağlı olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak başka yazıtlarda aynı aile fertleri bu sefer Kagrai sakini olarak onurlandırılmaktadır. Dahası onurlandırmayı yapan kurum Kagraidemos’u yani halk meclisidir. Ayrıca yerleşimde bulunan yazıtların hiçbirinde Kagrai için “polis (kent)” ifadesi kullanılmamıştır. Tüm bu veriler Kagrai’ın kendisinin bir kent olmadığı gibi hiçbir kentin himayesinde de bulunmadığını, aksine kendi kararlarını alabilme yetkisine sahip bağımsız bir kasaba (demos) olduğunu göstermektedir.(5)

            Kagrai Kasabası’nda karşımıza çıkan Hermogenes ve Rhodon Ailesi arkasında daha fazla belge bırakmıştır. Bazı aile fertlerinin Selge tarafından onurlandırılmaları ve bu kentin vatandaşı olarak tanımlanmaları, ailenin vaktiyle Selge’den Kagrai’a göç ettiğini akla getirmektedir. Söz konusu göç Selge’nin gerileme yaşadığı İ.S. 1. yy’da gerçekleşmiş olmalıdır. Zira sonraki nesil aile fertleri Kagrai kimliği ile tanıtılmaktadır.(5)

Kaynak: (1) Bilge Umar / Türkiye’de Tarihsel Adlar / İnkılâp Kitabevi / 1993 – (2) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005 (3)  https://tr.wikipedia.org/wiki/Cevizli,_Akseki Erişim Tarihi: 22.07.2020 (4) Prof. Dr. Havva İşkan – Prof. Dr. Nevzat Çevik / Akseki Çevresi Arkeoloji ve Tarihi / Çekül Sanatsal Mozaik Dergisi / 2000 (5)  Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi 

Özel Teşekkür: Cevizli fotoğrafı için Ümit Durak'a teşekkür ederim.

Taylan Köken


2 Ağustos 2020 Pazar

Balat İni Mağarası / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Bademli Mahallesi

Balat İni Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Bademli Mahallesinde bulunan Tityassos Antik Kenti’nin kuzeybatısında yer alan ulaşımı zor bir mağaradır.

Balat İni Mağarası Arkeolojik Çalışmalar

Balat İni Mağarası Yazıt

Mağara Bilgileri:  Prof. Dr. Mustafa Adak ve ekininin Akseki ilçesinde yapmış olduğu araştırmaların küçük kitapçığı olan “İlkçağ’da Akseki Bölgesi” isimli çalışmadan Balat İni bilgilerini aynen aktarıyorum:  

            Akseki Yöresi’nde yukarıda belirttiğimiz başlıca yerleşimlerin dışında, çoğu yüksek tepelere kurulmuş köy (kome) niteliğinde, çok sayıda İlkçağ yerleşimi mevcuttur. Bunlardan bazıları kitabın sonraki bölümünde Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay tarafından tanıtılmıştır. Resmi ve gösterişli yapılardan mahrum, lahit geleneğinin bulunmadığı ve mezar yazıtlarının da beklenenden az olduğu bu yerleşimler görece düşük bir refah ve kültür düzeyini işaret etmektedir. Bununla birlikte Antik Dönemde günümüzdekine kıyasla daha fazla sayıda köy ya da çiftlik yerleşiminin bulunması, ayrıca günümüzde ormanlık veya makilik alan içinde kalan yamaçların teraslama yöntemiyle tarım amaçlı yoğun kullanımı Akseki Yöresinin İlkçağ’da oldukça kalabalık bir nüfusu barındırdığını göstermektedir.

            Nüfus yoğunluğuna bir de sınırlı miktardaki ekilebilir arazi sorunu eklenince dışarıya göç olgusu günümüzde olduğu gibi İlkçağ’da da yöre tarihi açısından belirleyici bir unsur olmuştur. Bölgenin gençleri yabancı devletlerin ordularında paralı asker olarak şanslarını denemiş; Hellenistik Dönemde sıkça belgelenen bu durum, Roma Dönemi’nde de devam etmiştir. Bu olguya en iyi ışık tutan belge, Tityassos’un kuzeybatısında Balat İni olarak bilinen mağaranın girişinde ana kayaya İ.S. 77/78 yılında Eski Yunanca olarak kazınmış, 11 satırlık adak yazıtıdır. Söz konusu yazıt Roma Lejyonunda 27 yıllık hizmetin ardından emekli olan Gaius Trollios Kloumeus’in uzun süre hasret kaldığı vatanına sağ salim geri dönmesi vesilesiyle, yörenin önde gelen tanrılarından Apollon’a bir heykel adağını içermektedir. Kitabede anılan heykel büyük olasılıkla yazıtın hemen üstünde ana kayaya işlenmiş nişin içinde durmaktaydı. Heykel zor ulaşılan bir yerde olduğu için uzun süre korunmuş olmalıdır. Nişin altında yer alan yazıtın Türkçe çevirisi şöyledir: “İmparator prokuratörü Arruntius Aquila tarafından VI. Sidera Lejyonu’na asker olarak alınan, İmparator Tiberius Claudius’tan itibaren orduda 27 yıl görev yapan ve adak adama vazifesini itinalı yerine getiren GaiusTrollios namı diğer Kloumeus, Vespasianus Caesar tarafından terhis edildikten sonra kendi memleketine gelince şükran borcu olarak Apollon’a bu heykeli adadı”.

            Yazıtın içeriğinden ayrıca, 17-20 yaşlarında askere alındığı sırada Trollios’un henüz Roma vatandaşlık hakkını edinmemiş olup sadece Tityassos yurttaşlığına sahip olduğunu; taşıdığı Trollios ve Kloumeus isimlerine bakarak da onun Pisidya veya Galat kökenli olduğunu çıkarabiliriz. Trollios’un askere alınışı İ.S. 50 yılı civarında gerçekleşmiş olmalıdır. Roma için büyük kayıplarla sonuçlanan Britanya seferi ve Caracatus isyanı, dönemin İmparatoru Claudius’u eyalet sakinleri arasından yeni asker toplamaya zorlamıştır. Bu görevi Pisidya’nın da dâhil olduğu Galatya eyaletine prokuratör (imparatorun özel ajanı) olarak atanan M. Arruntius Aquila üstlenmiştir. Muhtemelen Likya (Ksanthos) kökenli olan Aquila’nın 50 yılında Antalya civarında yol yaptırdığı ve Ksanthos’ta bir heykelle onurlandırıldığı iki başka kitabe aracılığıyla bilinmektedir. Babasının Hermakotas adında yerel bir isme sahip olması, bu süvarinin Likya kökenli olduğu savını güçlendirmektedir.

            Trollios lejyonuyla birlikte tekrar Suriye’ye döndükten kısa bir süre sonra 25 hizmet yılını doldurarak emekliliğini hak etmiş, ancak askeri hizmetine iki yıl daha devam etmiştir. Trollios 27 yıllık kışla hayatından sonra 77 veya 78 yılında Vespasianus imzalı teskeresini almış ve yüklü bir ikramiye ile emekli olmuştur. Hayatının bu yeni dönemecinde özgür bir kişi olarak artık nerede yaşayacağına dair verdiği karar ilginçtir. Trollios çeyrek asır gibi uzun bir süre hasretini çektiği memleketine geri dönmüş ve hayatının son yıllarını orada geçirmeye karar vermiştir.

Kaynak: Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr. Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Özel Teşekkür: Fotoğraflar için Sayın Mustafa Adak hocamıza ve Ümit Durak'a teşekkür ederim.

Taylan Köken


1 Ağustos 2020 Cumartesi

Karadağ Mağarası / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Süleymaniye Mahallesi

Karadağ Mağarasının Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Süleymaniye Mahallesinin güneybatısında kuş uçumu 3 km uzaklıkta yer alır.

Süleymaniye Bilgileri:  Yerleşimin eski adı Simyan’dır. Süryanicede Simân da denir ve “Hak” anlamındadır. Muhakkak başka bir anlamı daha olmalıdır.

Karadağ Mağarası Girişindeki Yazıt

Karadağ Mağarası Bilgileri: Mağara Karadağ’ın batı yamacında, Badebucağı mevkine yakın konumda, 1000 m rakımdadır. Yağmur ve kar sularının kireç taşlarını eritmesiyle oluşan doğal bir mağaradır. Sonra insan tarafından yerleşim görmüştür. Mağara girişi güneye bakmaktadır ve girişinde beş satır Yunanca yazıt mevcuttur.

Mağaranın 150 m kadar olan dört bölümü incelenmiştir. Dördüncü bölümde havuz biçiminde bir yapı duvarı tespit edilmiştir. Bu mağaranın kil amaçlı üretim yapılan bir atölye olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Mağara 2001 yılında Koruma Kurulu kararıyla 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenmiştir.(1)   

Sayın Hocamız Mustafa Adak ve ekipleri tarafından bölgede yapılan çalışmalara göre Karadağ Mağarası bilgileri aynen şu şekildedir: Emerye Kalesi’ni yaptıran kardeşlerden Rhodon ve babası Hoplon’un isimlerine ikamet ettikleri Kagrai/Cevizli’nin 10 km. kuzeybatısındaki Karadağ Mağarası’nın girişine işlenmiş başka bir yazıtta da rastlanmaktadır. Ufak bir düzlüğün üzerindeki yamaçta yer alan bu mağara Rhodon’un bir kölesi tarafından keşfedilmiştir. Rhodon kölesine mağaranın girişini açtırmış ve böylece onu kullanıma olanaklı hale getirmiştir. Bu uzun ve dar mağaranın sonuna birisi ana kayadan oyulmuş, diğeri ise taşlarla örülmüş iki havuz yaptırılmıştır. Tahminimize göre civardaki arazilerden elde edilen süt, peynir gibi ürünler tıpkı günümüzde olduğu gibi yaz sıcağında bozulmamaları için burada muhafaza ediliyordu. Dar ve uzun olmasından dolayı mağaranın hayvan sürüleri için bir sığınak olarak kullanılması makul görünmemektedir. Nitekim Karadağ Mağarası’nın yakınındaki Subaşı Mağarası günümüzde de hala depo işlevi görmektedir. Kuyucaklılar keçi sütünden ürettikleri kıymetli peyniri mayalanması için aylarca bu mağarada bekletmektedirler.(2)

Kaynak: (1) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005 (2) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi.

Taylan Köken


28 Temmuz 2020 Salı

Nodar Han / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Yarpuz Mahallesi

Nodar Hanın Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Yarpuz Mahallesi Alacabeli Tepesinde bulunan handır. Gözlerden uzak olan, Osmanlı yapısı ata yadigarı han, defineci terörü ile yok olmak üzeredir.  

Yarpuz (Dorul) Bilgileri: Yarpuz, Seydişehir’den Akseki yönüne doğru ilerlerken yol üzerinde gelinen ilk yerleşim birimidir. Eski Konya yolu burayı görmeden Cevizli üzerinden Beyşehir ve Seydişehir’e ulaşıyordu. Yarpuz çevresindeki bir han yıkığı yeni açılan Seydişehir-Yarpuz yolunun çok önceleri de kullanıldığını göstermektedir. Öyle ki bu yol üzerindeki Alacabel Mevkiinde Loda Hanı (Nodar Hanı olmalı T.K.) olarak isimlendirilen bir han kalıntısı bulunmaktadır. Bozkır çevresindeki yaylalarla iç içe yaylalara sahip Akseki köylüleri zaman zaman bu yaylalardaki antik malzemeleri köy ve kasaba merkezlerine getirerek burada sergilemektedirler. Yarpuz Belediye Bahçesindeki bir ostotek gövdesi Bozkır topraklarındaki Manavgat göçerlerinin kullandığı Dibektaşı Yaylası antik yerleşmesinden getirilmiştir.(1)

Nodar Han

Nodar Han

Nodar Han Bilgileri: Han bilgilerinin Koruma Kurulu Kararı bilgilerinden aynen aktarıyorum. Nodar Hanın 1993 yılında Anıt eser olarak tescillendiğini belirtelim. 

Nodar Han bir çökelti çukuru içine gri renkli yöresel taşlardan yapılmış, doğu-batı aksında inşa edilmiştir. Yapısında kesme taş veya mermer kesinlikle kullanılmamıştır. Dikdörtgen planlı, avlusuz, girişi güneyde ortadadır. Plan olarak ortada bir giriş, bu girişin kapalı giriş bölümünün doğu ve batısında üç kaburga ile dörde bölünmüş kanatları vardır. Yani simetri hakimdir. Ortadan doğu ve batısı çok hafif kapanıktır. Aynı taşlardan biraz daha düzenlenerek yüz ve köşeler oluşturulmuş küçük taşlardan oyak üzerinden yükselen kaburgalar üzerine bindirilmiş çatısı, sivri kemer tipi tonoz örtülüdür. Tek neflidir. Güneye, yola ve yol üzerindeki sarnıca bakan yüzünde görülen aşağı yukarı 30 x 40 cm. boyutlarında, dört küçük penceresi vardır. Ortadaki antre bölümü üzerinde, tonozun güney yüzünde havalandırma bacası bulunmaktadır. Orta bölümün iki yanı kemerli bir kapı geçiti ile yan bölümlere kısmen kapalıdır. Süslemesiz kemerli kapı girişi önünde küçük bir yapı kalıntısı görülmektedir. Hanın ölçüleri ise dıştan dışa yaklaşık 6.50 x 40 m. boyutlarında ve yaklaşık 5 m genişliğindedir. Tabandaki dolgudan sonra yaklaşık 3.50 m. yüksekliğindedir. Taban - tavan yüksekliği iç mekândaki dolgudan dolayı kesin belli değildir.(2)

Kaynak: (1) Yard. Doç. Dr. Mustafa Yılmaz Yard. Doç. Dr. Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları / Ahmet Adil Tırpan Armağanı / Ege Yayınları / 2012. (2)  Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005.

Not: Fotoğraflar www.star.com.tr adresinden alınmıştır. Teşekkür ederim.

Taylan Köken


24 Temmuz 2020 Cuma

Söyler Kalesi / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Süleymaniye Mahallesi

Söyler Kalesi Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Süleymaniye Mahallesinin güneybatısında kuş uçumu 5 km uzaklıkta yer alır.

Söyler Kalesi
Söyler Kalesi

Söyler Kalesi

Söyler Kalesi Bilgileri: Yaklaşık olarak 5x5 m ölçülerinde kale planlı bir kuledir. Kesme taştan inşa edilmiştir. İki katlı kuleye giriş güney duvarındaki her iki katın ortasından yapılmaktadır. Günümüze gelen yüksekliği 10 m olup, ikinci kat çökmüş durumdadır. Bulunduğu konum gözetlemeye uygun değildir. Bu yüzden Roma döneminde Kule-Çiftlik binası olarak yapıldığı düşünülmektedir. Söyler Kalesi, 2001 yılında Koruma Kurulu kararıyla 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenmiştir.(1)

Sayın Mustafa Yılmaz ve Osman Doğanay’ın Söyler Kalesi bilgelerini aynen aktarıyorum: Söyler Mağarasının giriş kısmından sağa doğru bakıldığında 3 km kadar uzakta ormanlık saha içerisinde yer alan bir kulenin üst kısımları görülmektedir. Yerlilerin Söyler Kalesi olarak isimlendirdiği kule hemen önündeki antik yolu tutmaya yönelik inşa edilmiş olmalıdır. Köşeleri düzgün kesme taşlarla, diğer bölümleri ise moloz taşlarla yapılan kule içten 5.5x5.5 ölçülerindedir. 9 m’yi bulan yüksekliği ile kule iki katlı olarak yapılmıştır. Düzgün iri taşlı bir temel üzerinde yükselen kulenin ikinci katına geçiş tonoz bir örtüyle sağlanmış fakat tonoz örtü günümüzde büyük oranda yıkılmış ve ortaya çıkan açıklıktan ikinci katın penceresi görülmektedir. Yıkıntılar sebebiyle içerde biriken molozlar kuzey yöndeki kapı açıklığını kapatmış durumdadır.(2)

Söyler Kalesi hakkındaki son değerlendirme Sayın Mustafa Adak ekibi tarafından bölgede yapılan çalışmalar ışığında yayınlanmıştır. Aynen aktarıyorum: Rhodon’un ürünlerini depolama amaçlı açtırdığı Karadağ Mağarası’nın sadece 850 m. kuzeybatısında Söyler Kalesi yer almaktadır. Burası da Emerye Kalesi gibi dikdörtgen planlı ve üç katlı bir kule olup onunla aynı işlevi görmektedir. Karadağ Mağarası’yla Emerye Kalesi’nin Rhodon ve ailesinin mülkiyetinde oldukları bilindiğine göre, bunların hemen yakınında konumlanan Söyler Kalesi’nin de Kagrailı Rhodon ve ailesine ait olabileceğini düşünmekteyiz. Bu belgelerden hareketle Rhodon ve ailesinin geniş arazilere sahip olduklarını ve köleleri aracılığıyla işlettikleri bu arazilerden hatırı sayılır tutarda gelir elde ettiklerini anlıyoruz.(3)

Kaynak: (1) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005. (2) Yard. Doç. Dr. Mustafa Yılmaz Yard. Doç. Dr. Osman Doğanay / Akseki, İbradı ve Gündoğmuş (Antalya) Çevresi Arkeolojik Çalışmaları / Ahmet Adil Tırpan Armağanı / Ege Yayınları / 2012 (3) Prof. Dr. Mustafa Adak, Yrd.Doç.Dr. Burak Takmer,  Yrd. Doç. Dr.Ebru Akdoğu Arca / İlkçağ’da Akseki Bölgesi

Not: Fotoğraflar https://mapio.net/pic/p-10460686/ adresinden alınmıştır. Teşekkür ederim.

Taylan Köken

23 Temmuz 2020 Perşembe

Taşlıca Kalıntıları / ANTALYA / PİSİDİA / Akseki – Taşlıca Mahallesi

Taşlıca’nın Yeri: Antalya İli, Akseki İlçesinin Taşlıca Mahallesinde dağılmış kalıntılar ve bir Osmanlı Köprüsü mevcuttur.

Taşlıca Bilgileri:  Eski adı Kilisali olan Taşlıca köyünüm adı kayıtlarda Murt köyü ile birlikte anılmaktadır. Taşlıca maa Murt, Murt dahil Taşlıca köyü anlamındadır. Murt bir zamanlar nahiye merkezi olmuştur. Taşlıca’nın kesin kurulu tarihi bilinmemesine rağmen Roma dönemine dek uzanan bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.(1)

Üçlü Kemer Köprü Bilgileri: Köprü Osmanlı dönemi yapısı olup, Taşlıca Köyü, Yeni Mahalle, Uludere üzerindedir. Kemerler kesme taştan, ayaklar ve gövdesi moloz taş ve kireç harç ile yapılmıştır. Genel olarak sağlamdır. Ancak doğu taraftaki kemerinin alt kısmından bazı kemer taşları düşmüştür. Yaklaşık 26 m. uzunluğunda, 4 m. genişliğinde, 5 m. yüksekliğindedir. Üç kemeri de sivri tipte yapılmıştır.(2)

Kaynak: (1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Ta%C5%9Fl%C4%B1ca,_Akseki Erişim Tarihi: 22.07.2020 (2) Antalya Valiliği Kültür Envanteri / 2005

Taylan Köken


6 Temmuz 2020 Pazartesi

Akroterion/Prostanna...

Eğirdir Sivrisi ve Prostanna
Eğirdir Sivrisi ve Prostanna Kenti

Akroterion/Prostanna: Günümüzde Isparta ili Eğridir ilçe antik adıdır. Pisidia bölgesi kentlerinden biridir. Isparta’dan Eğirdir merkezine yaklaşırken antik dönemde Mons Viarus olarak anılan dağ Zeus’un tapınım gördüğü bir kült alanıdır. Bu yükseltiye günümüzde Eğirdir Sivrisi denmektedir. Akroterion kenti bu tepenin üzerindedir. Kent hakkındaki bilgileri Isparta Arkeolojik Miras (Süleyman Demirel Üniversitesi) sitesinden aktarıyorum:  

III. Gordianus Dönemi sikkesinde görülen Mons Viarus ve bir ağaç tasviri de muhtemelen bir ağaç kültüne, dolayısıyla dağ yakınlarında bulunan açık hava tapınım yerine işaret etmektedir. Günümüzde Eğirdir Sivrisinde yapılan bazı şenlikler geçmişten bu yana süregelen bir geleneğin halen devam ettiğini düşündürmektedir. Eğirdir Sivrisinin güneyine kurulmuş olan Prostanna; akropolis, agora ve akropolisin kuzeydoğu-doğusundaki yerleşim alanlarından oluşur. Prostanna akropolisinin etrafı sur ve dokuz kule ile çevrilmiştir. Kentin savunmaya verdiği önemin bir diğer göstergesi Eğirdir Sivrisi’nin güney yamacına inşa edilen, ilk evresi Hellenistik Dönem’e tarihlenen ancak, Geç Antik Dönem’de yeniden güçlendirildiği anlaşılan savunma duvarıdır. Kentin agorası ile agorada bulunan kamusal ve dinsel yapılar akropolisin kuzeyindeki dikdörtgen biçimli düzlükte yer almaktadır. Sivil iskân alanları ise akropolisin kuzeydoğusundaki teraslara yayılmıştır.

Prostanna Antik Kenti, Doç. Dr. Fikret Özcan ve ekibi tarafından Psidia Bölgesi Yüzey Araştırmaları kapsamında araştırılmıştır. 2016 yılında Fikret Özcan ve Fatma Kızılyalçın’ın Prostanna Antik Kenti makalesi çok değerli bilgiler vermektedir.  

Kaynakça: www.ispartaarkeolojikmiras.sdu.edu.tr

Taylan Köken


28 Haziran 2020 Pazar

Sinope/Sinup...

Sinope/Sinup: Günümüzde Sinop şehrinin antik adıdır. Paphlagonia bölgesi kentlerinden biridir. İsim neredeyse Milet(os) kolonizasyon şehri olarak kurulduğundan beri aynı şekildedir.(1) Sinop tarihi İlk Tunç Çağına kadar uzanmakla birlikte, MÖ.756 yılında Milet şehrinden bölgeye gelen göçmenler tarafından yeniden kurulur. Helenistik döneme ithaf edilen tüm koloni şehirleri gibi kuruluşu bir efsaneye dayandırılır. Kimi rivayetler Sinope’un bir Amazon kraliçesi olduğu üzerinedir. Genel kabul görmüş bir diğer efsane şu şekildedir: "Efsaneye göre tanrıça Sinope ırmak tanrısının kızıdır. Zeus, Sinope'a aşık olur. Her dilediğini yerine getireceğine söz verir. Sinope kızlığına dokunmamasını ister. Tanrı yemine bağlı kalarak onu kız bırakır. Bugünkü Sinop'un olduğu yere gelir."

Kuruluşunun ardından, MÖ. 630 yılında ikinci bir koloni (sömürge, göçmen topluluğu ya da bu topluluğun yerleştiği yer) grubu Sinop'a  yerleşmiştir. Şehrin surlarının büyük bir olasılıkla kolonize (koloniler halinde yaşanan) devirlerde yapıldığı tahmin edilmektedir.

7. yüzyıl başlarında Sinop, Anadolu'ya Kafkaslar üzerinden gelen Kimmer’ler tarafından, 6. yüzyıl ortalarında da İran'dan gelen Perslerin istilasına uğramıştır.(2)

Kaynakça: (1)Bilge Umar- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılâp Kitabevi- 1993 (2)Sinop Kaymakamlığı

Taylan Köken